-

| 0 yorum ]


-Türkiyede Madencilik

7-Türkiyenin Kuşları
8-Türkiyede Çölleşme
9-Çevresel Metalurji ve Geri Kazanımı
10-Güzel Sanatlar İçinde Edebiyatın Yeri
11-Anket sonuçlarını ifade eden sunum 
12-Önemli noktaları öne çıkaran sunum 
13-Bir araştırmayı sunan sunum 
14-Bilgiyi yenileyen, pekiştiren, hatırlatan sunum 
15-Bir çalışma sonucunu açıklayan sunum 

İlginç konu ne demek ?

 ”Dünya güneşin etrafında döner.” desem ilginç gelir mi ? Hayır mı ? Ben de öyle düşünmüştüm.
Fakat bunu 500 yıl önce söyleseydim, oldukça ilginç geleceğinden eminim. Hatta o kadar ilginç gelirdi ki, Avrupa’nın korku salan Engizisyon mahkemesinde konuyla ilgili ufak bir sunum yapmamı bile isterlerdi. Tıpkı Kopernik’ten istedikleri gibi.
Yani
Kural 1: Bir şeyin ilginç olması için bilinmiyor olması gerekir.
Burada tüm dünyadan bahsetmiyorum tabiki. Dinleyicilerinizin (ve okulda yapacaksanız sunumu örneğin, öğretmeninizin de) hakkında pek bilgi sahibi olmadığı hemen her konu ilginç olacaktır. Yani ilginç konu bulmak için internette saatlerce dolanmaya gerek yok.
İyi de, ben insanların neyi bilip neyi bilmediğini nerden bileyim arkadaşım (tekerleme gibi oldu)? Herhalde gidip herkese tek tek ilgi alanlarını soracak halim yok! diyorsan, haklısın. Bu da bizi 2. Kural’a getiriyor:
Kural 2: Yeterince derinine inilen her konu ilginçleşebilir.

Şöyle ki, günümüz dünyasında o kadar çok ve çeşitli konu var ki, insanların hiçbirisi, hiçbir konunun detaylarına inemiyor. Örneğin sunum konusu Facebook. İşte size ilginç bilgiler: Eğer Facebook ülke olsaydı, 750,000,000 nüfus ile Hindistan’dan sonraya yerleşerek dünyanın en büyük 3.ülkesi olurdu. Türkiye ise 31 Milyon kullanıcı ile Facebook ülkesindeki 4. en büyük nüfusa sahip.
Tabiki sadece sayı ve istatistikler bir konuyu ilginç hale getirseydi, devlet istatikstik enstitüsünün aylık raporu, civardaki en ilginç şey olurdu (ki değil). Bu da bizi 3. Kurala getiriyor:
Kural 3: Konuları ilgi çekici hale getiren sizin heyecanınızdır.
Birkaç yıl önce aldığım Etkili Sunum Teknikleri eğitiminde, her birimiz bir konu seçerek sunumlar yaptık.Yanlış hatırlamıyorsam, herkesin 10 dakika anlatım ve 5 dakika soru-cevap için vakti vardı. Ben konuyu “Bilgisayar nasıl alınır?” olarak seçtim. (Bilgisayarlar konusunda gerçekten ilgili ve bilgiliyimdir). Normalde de bilgisayarlar üzerine konuşmaktan hoşlanırım. Neyse sonuç olarak tepegözle ve 4-5 slaytla yaptığım sunum kabaca 10 dakika falan sürdü ama soru-cevap kısmı 5 dakikayı çok çok aştı. Olay etkili sunum teknikleri eğitiminin dışına çıkıp, etkili bilgisayar seçme tekniklerine döndü diyebilirim 

  • Başka birisinden dinleyecek olsanız, hangisini dinlemek isterdiniz? Yanına 1 yıldız koyun.
  • O konu hakkında araştırma yapmanız gerekse, hangisi için daha kolay yapabilirdiniz? En kolayın yanına 1 yıldız koyun.
  • Sunum sonrasında soru sorulunca, hangisi hakkında daha zor sorulara cevap verebilirsiniz? Yanına 1 yıldız koyun.
  • Hangisi en güncel? Yanına 1 yıldız koyun.
  • Hangi konu, dinleyenlere en çok faydayı sağlayabilir? Yanına 1 yıldız koyun.

| 0 yorum ]



1. TARİHÎ METİNLER: Toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim dalına “tarih” tarih incelemeleri sonucunda yazılan metinlere de tarihi metin denir.
2. FELSEFÎ METİNLER: Felsefe konularını ele alan, felsefi problemler üzerinde duran metinlere felsefî metin denir. Yunanca “seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum” anlamına gelen “phileo” ile “bilgi bilgelik” anlamına gelen “sophia” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan “felsefe” kavramı üzerinde herkesin uzlaştığı net bir tanım yoktur. İnsan yaşamının anlamıyla, varlık, bilgi ve değerle ilgili sorulara cevap bulmaya, bu konularda ortaya çıkan problemleri çözümlemeye çalışır. Felsefi düşünce, araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan bir düşüncedir. Felsefi düşünce, kendisine veri olarak aldığı her türlü malzemeyi aklın eleştirici süzgecinden geçirir. Felsefe insanın yaşamını, değerlerini ve amaçlarını sorgulayan, bu alanda insan yaşamının ve eylemlerinin kendilerine dayanacağı genel ilkelerin bilgisidir.
3.BİLİMSEL METİNLER : Bilimsel bilgiyi iletmeyi sağlayan metinlere “bilimsel metinler” denir. Bu yazılarda açıklık ve kesinlik önemlidir. Alanında gerekli donanıma sahip kişilerce kısa, öz ve hemen anlaşılabilir tarzda yazılır. Bu yazıların en önemli amacı bilimsel iletişimi gerçekleştirmektir. Bilimsel metinler; bilimsel makale, tarama, değerlendirme yazıları, konferans raporları, toplantı özetleri olarak gruplandırılabilir. Bu metinler; başlık, özet, giriş, asıl metin, sonuç ve tartıma bölümlerinden oluşur.
4.GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİN TÜRLERİ:
MAKALE: Herhangi bir konuda bilgi verme, bir görüşü, bir düşünceyi savunmak, desteklemek veya ispatlamak amacıyla yazılmış yazılardır. Temel ögesi “düşünce” olan metin türüdür. Makaleler sanat, edebiyat, bilim siyaset ve toplumu ilgilendiren her konuda yazılabilir. Günlük gazete ve dergilerin dışında belirli bir bilim dalı ile ilgili makaleler de vardır. Her makale belirli bir alandaki uzmanlığın ürünü olmalıdır. Makalenin belli bir hedef kitlesi bulunur. Toplumun ilerlemesi açısından önemi vardır. Makalelerde kanıtlama vardır. Yazar işlediği konuyu her yönü ile araştırıp açıklamak ve okuyucuya benimsetmek durumundadır. Makalenin sonuç bölümünde değerlendirme yapılmalı ve öneriler sunulmalıdır.
DENEME : Denemeler özel görüş ve düşünceleri kesin kurallara varmadan iddiasız, söyleşi havası içinde anlatan metinlerdir. Her türlü konuda yazılabilir. Düşündürürken öğretici olmasından ve yazarın içtenliğinden gücünü alır. Ufuk açıcı özelliğe sahiptir. Denemelerde, felsefi, sosyolojik, ilmî, tarihi temalar ve olaylar bireysel dilin sağladığı rahat ve duygu yönü olan söyleyişle anlatılır. Deneme metinleri; öğretici ve eleştirel deneme, felsefî ve sosyal konularda bireysel düşünceyi ifade eden deneme olarak gruplanır.
SOHBET: Yazarın, herhangi bir konu üzerindeki kendine özgü düşüncelerini, duygularını okuyucularıyla karşılıklı konuşuyormuş gibi içten bir anlatımla ortaya koyan metinlerdir. Konuşma edasıyla, fikirleri derinleştirmeden ifade ederler. Anlatım biçimi samimi konuma tavrıyla beslenir. Sohbet metinlerinde mahalli ve kişisel söyleyişlere yer verilir. Her türlü konu işlenebilir. Ele alınan konu okuyucuyu sıkmadan günlük konuşma havası içinde verilir.
FIKRA : Günlük gazetelerde yayınlanan düşünce yazılarıdır. Her konuda fıkra yazılabilir. Fıkralarda geniş kitleyi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş farklı konular ele alınır. Gazetelerde yayınlanan fıkralarla sözlü kültür ürünü olan fıkralar birbirinden ayrılır.l Fıkra yazarı öne sürdüğü görüşleri ispatlamak, verdiği bilgilerin doğruluğunu belgelemek zorunda değildir. Yazdığı konu ile ilgili kendi düşüncelerini, görüşlerini, duygularını rahatlıkla anlatabilir. Fıkralarda kesin bir sonuca varılmaz. Fıkra yazarı kişisel anlayışını herhangi bir kanıt göstermeden kendine özgü bir dille anlatır.
ELEŞTİRİ : Bu metinler eseri, yazarı, uygulamaları, dönemi ele alırlar. Nesnel ve öznel olanları vardır. Eleştiri ya doğrudan eleştirisi yapılacak olanın kendisinden veya onun hakkında verilmiş yargılara dayanılarak yapılır. Eser eleştirilerinde, eserin toplum açısından yararlı olup olmadığı incelenir. Genel olarak sonuca varılır.
RÖPORTAJ: Gazete haberlerinden daha genişletilmiş ve yazarın kişisel görüşleriyle zenginleştirilen yazılardır. Bir bölgeyi, bir kişiyi veya bir eşyayı konu alan röportajlar olabilir. Bu yazılarda konu olan habere röportajı yapan kişi de düşüncelerini ekler, insanın gördüğü ve bildiği şeyleri ustaca dile getirir. Röportajlarda alışılmıştan farklı yönleri fotoğraf, film ve ses kayıtlarıyla belgelemek önemlidir. Bu tür metinlerde öğretici, açıklayıcı, kanıtlayıcı, betimleyici anlatım kullanılabilir.
HABERYAZILARI : Kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla kullanılan metin türüdür. Verilen haberlerin güncel, doğru, kolay anlaşılır, ilginç ve önemli olması gereklidir. Haber yazıları kaynaklarına göre gruplandırılır. 5N 1K, haber yazılarında önemlidir.
5. KİŞİSEL HAYATI KONU ALAN METİNLER :
HATIRA : Anılar öğretici ve bilgi verici niteliktedir. Anı yazarı; yaşadıklarını, gördüklerini ve izlenimlerini aradan zaman geçtikten sonra yazar. Bu metinlerde yaşanılmış zaman dilimi “ben” etrafında anlatılır. Anılarda anlatılanların kanıtlanması amacı güdülmez. Olay, kişi, dönem hakkında bilgi, gözlem ve izlenimler anlatılır. Bu türde yazılmış metinlerde anlatılanlar bazen belge niteliği taşıyabilir.
GEZİ YAZISI : Gezilip görülen yerler hakkında yazılmış metinlerdir. Bu metinlerde görülen yer yazarın dikkati ile anlatılır. Yazar gördüğü yerlerle ilgili dikkatini çeken hususları ve izlenimlerini anlatır. Aynı yeri gezen iki gezi yazarının yazıları bu nedenle farklı olabilir. Bu yazılarda tanımlama, betimleme ve açıklama önemlidir. Bu metinler; görülen yerin kültür ve tabiat zenginlikleri, tarihi özellikleri, yaşama biçimi hakkında bilgi verdiği için önem taşır.
BİYOGRAFİ : Çeşitli alanlarda şöhret olmuş insanlar hakkında oluşturulan metinlerdir. Biyografinin boyutu, bur makale uzunluğunda olabileceği gibi kir kitap büyüklüğünde de olabilir. Biyografi yazılırken, biyografisi yazılacak kişiyle ilgili belgeler ve bilgilerin toplanması önemlidir. Ayrıca konu olan kişinin yaşadığı çevreyle ilişkisi kurulur. Ailesi ve çevresi hakkında bilgi toplanır. Çünkü söz konuşu kişinin mizacının ve bazı önemli kişisel özelliklerinin açıklanması gereklidir. Biyografi metinleri örnek teşkil ettikleri için eğitici yönleri de vardır.
MEKTUP : İnsanların duygu ve düşüncelerini birbirine iletmek için yazdıkları yazılardır. Mektupların; özel mektup, resmî mektup, iş mektubu, edebî mektup gibi türleri vardır. Özel mektuplar; açık, sade ve samimi bir ifade taşır. Dostlar arasında konuşulan her konuda özel mektup yazılabilir. Özel mektuplarda anlatım türünü yazanla okuyan arasındaki ilişki belirler.
GÜNLÜK : Günlükler yaşanılanların ve görülenlerin günü gününe yazılması sonucu ortaya çıkan metinlerdir. Bu metinler inandırıcı nitellik taşır. Yazıldığı günün tarihini taşır. Bu yazılarda yaşananlarla ve görülenlerle yazıda dile getirilenler arasında herhangi bir zaman farkı yoktur. Günlükler genellikle okuyucu düşünülmeden yazılır. Bu yazılarda gözlem önemlidir. Günlük yazarı gördüğünü ve yaşadığını, duygularını, düşüncelerini içtenlikle ifade eder. Bu metin türü; anı, gezi yazısı, roman gibi metin türlerinde kullanılır.
Konu olarak ise “Globalleşen dünyada devlet ve sınırlar” diye bir yazı yazmak bir öğretice metindir

| 0 yorum ]



En  genel  anlamıyla  kültür  bir  toplumun maddi  ve  manevi alanda ortaya koyduğu tüm eserlerdir.  Toplumların yaşam biçimleri,  gelenek-görenekleri   kullandıkları  araç  gereçleri, inançları, dili, sanat anlayışı vb. kültürü oluşturur.

Örneğin İslâmiyet’ten önceki döneme ait des- tan, koşuk, sağu, savlar, Orhun Yazıtları, Dede Korkut Hikâ- yeleri,  Yunus Emre’nin şiirleri dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz gençleri o eserleri okuyarak  o dö- nemle ilgili bilgi sahibi olabilirler. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli bir kültür taşıyıcısıdır.

Dil ve Kültürün Ortak Özellikleri:
a.  Dil ve kültür geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazi- fesi görür.
b.  Bir toplumun oluşmasında ve ayakta kalmasında  ortak dil ve kültürün önemli bir payı vardır.
c.  Kültür ve dil bir toplumun yaşayış biçiminden önemli izler taşır. 
d.  Kültür ve dil bir milletin en önemli ortak özelliklerinden- dir.
Lehçe: Bir dilin tarih içerisinde bilinmeyen bir dönemde ken- dinden  ayrılmış  olup  büyük  farklılıklar   gösteren  kollarına denir. Örn: Çuvaşça, Yakutça
Şive: Bir dilin bilinen tarihi seyri içinde kendinden  ayrılmış olup bazı farklılıklar gösteren kollarına denir. Örn: Kırgızca, Kazakça, Azerice…
Ağız:  Bir  ülke  içinde  aynı  dilin  farklı  konuşma  şekillerine denir. Yörelere göre söyleyiş farklılıkları  vardır ama yazılış aynıdır. Örn: Karadeniz ağzı, Ege ağzı…
Konuşma Dili ve Yazı Dili
Kelime dağarcığı yazı diline göre sınırlı olan ve günlük hayat- ta kullanılan doğal dile konuşma dili denir. Bir ülkede resmi dil olarak kabul edilen ve her alanda aynı kurallarla kullanılan dile yazı dili denir.
Konuşma Dili ve Yazı Dili Arasındaki Farklar:
a)    Bir ülkede bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili vardır.
b)    Konuşma dili doğaldır yazı dili yapma bir dildir.
c)  Yazı dilinde kurallar varken konuşma dilinde yoktur.
d)    Yazı dilinin kullanım sahası konuşma diline göre  daha geniştir.
e)  Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterirken yazı dili göstermez.
Argo: Bir dil içinde belli bir grubun sözcüklere yeni anlamlar vererek  kullanmasıyla  oluşan  konuşma  şekline  denir.  Bu sözcükler ancak bu grup içinde kullanılır ve bu gruba dâhil olan kişiler anlamlarını bilebilir. Argo günlük hayatta ve ede- biyatta bir malzeme olarak kullanılabilir.

| 0 yorum ]



Atatürk’ün her türüyle üzerinde durduğu bir sanat dalı da edebiyattır.
Edebiyatın tanımını yapan Atatürk der ki:
Edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı.Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.
Bu tanımdan sonra edebiyatın amaç ve hedefini çizmiş.
beşeriyette en müspet ilim ve en ince teknik esaslarına dayanan hayatla ve kanla karşılaşmak kendileri için alında yazılı olan askerlik gibi yüksek bir idealist meslek dahi, kendini içinde bulunduğu topluma anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğuna hazırlayabilmek için, uyandırıcı, hedefleyici, yürütücü ve nihayet fedakar ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur.
Bu cümlede, üzerinde kısaca da olsa durulması gereken bazı önemli konulara yer verilmiştir. Bir kere Atatürk için, edebiyat, geçirilmesi güç zamanlarda uyandırıcı, hedeflendirici ve yürütücü bir vasıtadır. Ancak dikkat olunacak husus, bu vasıtanın yıkıcı değil, fedakar, kahraman ve yapıcı bir vasıf taşımasıdır. Sonra Atatürk’ün milli, daha dorusu hamasi bir edebiyat zevk ve anlayışı olduğu ortaya çıkmaktadır.
Yine bu cümlenin devamında Atatürk’ün, edebiyatı, cemiyetin hal ve istikbalini koruyan ve daima koruyacak olan bir terbiye ve eğitim aracı saydığı da ortaya çıkmaktadır.
Şair Halit Fahri Ozansoy’a 29 Ağustos 1928 akşamı Dolma bahçe Sarayı’nda Türk inkılabı şairinin nasıl olması gerektiğini şu şekilde açıklamıştır.
Mutlak dahil olduğun parlak Türk devrinde şair olduğunu ispat edeceksin. Şiirlerin şen, şatır fakat Türk milletinin sürur, şetaret, faaliyet, his ve hareketlerini terennüm edecektir. Buna mevcudiyetini hasredeceksin.



ATATÜRK’E GÖRE EDEBİYAT

Atatürk; hayatı boyunca edebiyatla yakında ilgilenmiş, edebiyatı toplum faydasına yöneltmek için direktifler vermiş, okullarda öğretim programlarını bu yönde düzenletmiştir. Edebi sanatların bir fikrin, özellikle inkılapların yayılması ve kökleşmesinde en etkili araç olduğuna daima inanmıştır.
Bir akşam toplantısında (1937), söz edebiyattan açılınca, bu konuda çeşitli konuşmalar yapılır. “Edebiyat nedir? Osmanlı devrinde ve cumhuriyet rejiminde edebiyat denilince ne anlaşılıyor?” gibi sorular sorulur.
Osmanlı devrinde ve bugüne kadar geçen cumhuriyet çağında ve bundan evvelki Türk kültürel çağlarında ve hatta bütün medeni toplumlarda edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır:
Söz ve anlamı, yani insan aklında yer eden her türlü bilgileri ve insan kudretinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı.
Bu itibarla, edebiyatın, her insan ve cemiyeti, bu cemiyetin hal ve geleceğini koruyan ve koruyacak olan her kuruluş için esaslı eğitim araçlarından biri olduğu kolayca anlaşılır.
Bunun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı, edebiyat öğretiminde şu noktalar bilhassa önem ve kıymet vermelidir:
A) Türk çocuğunun kafasını, yaratılıştaki dikkat ve itinaya göre geliştirmek. Bu, cumhuriyetin sağlık düzeniyle ilgilenen bakanlığa da düşen bir görevdir.
B) Güzel muhafaza edilen, Yürek kafa ve zekalarını açmak, yaymak, genişletmek. Bu bilhassa, Milli Eğitim Bakanlığının görevidir. Bununla birlikte, Türk çocuklarının kafalarına müspet ilim ve maddi teknik mefhumlarını, yalnız nazari olarak değil aynı zamanda pratik vasıtalarla da yetiştirmek.
C) Bir taraftan da Türk kafalarındaki kabiliyetleri, Türk karakterindeki sağlamlıkları, Türk duygularındaki yükseklik ve genişlikleri, kendileri hiç zorlanmadan, doğal bir halde ve olduğu gibi ifadeye onları alıştırmak.
Bunlar yapılınca netice şu olacaktır: Türk çocuğu konuşurken, onun beyan ve anlatış tarzı; Türk çocuğu yazarken, onun ifade üslubu kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola gösterebilecek kabiliyeti sayesinde; Türk çocuğu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanları peşine takarak yüksek Türk ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir.

| 0 yorum ]


MASAL TÜRLERİ Halk masalları 4 temel grupta toplanır: Hayvan masalları, olağanüstü ve gerçekçi masallar, güldürücü öyküler, zincirlemeli masallar.
1- Hayvan masalları genellikle kısa masallardır. La Fontaine masalları bu türün en güzel örnekleridir. Şeyhi’nin Har-name adlı eseri de Divan edebiyatındaki hayvan masalları türüne örnek gösterilebilir.
2- Olağanüstü masallarda, olağan varlıkların yanı sıra cin, peri, dev, ejderha gibi olağanüstü varlıklara da yer verilir. Gerçekçi masalların başlıca kahramanları ise padişahlar, vezirler, prens ve prensesler, zenginler, hırsızlar ya da haydutlar gibi gerçek hayattaki kişilerdir.
3- Güldürme amacı taşıyan masallar okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.
4- Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır.
MASALIN ÖZELLİKLERİ ***Olağanüstü konular vardır. ***Kahramanlar olağanüstü özelliklere sahip olabilir. ***Yer ve zaman belirsizdir. ***Masallarda bir öğüt () çıkarılabilir. ***Masallar, kalıplaşmış bir tekerleme ile başlar. ***Masallarda olağanüstü varlıklar (cin, peri, melek) bulunabilir. ***Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez. ***Masallar didaktik ( öğretici) türler olmalarına rağmen , genellikle eğitim amacı saklıdır. ***Anlatım kısa ve yoğundur. ***Anlatımda genellikle öğrenilen geçmiş zaman kipi ( -mişli geçmiş ) veya geniş zaman kipi (-r ) kullanılır. ***Masallar kalıplaşmış tekerlemelerle biter.
ÜLKEMİZDE MASAL DERLEMELERİ ve İNCELEMELERİNDEN; Bugün Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde anlatılan masalların mazisi, Türk kültürünün çok eski çağlarına kadar uzanmaktadır. Elimizde Türk masallarını ihtiva eden (içeren)* basılı eserler az olmasına rağmen, masallarımız hâlâ halkın dilinde tazeliğini ve canlılığını korumaktadır. Bunun yanında daha nice masallarımızın unutulduğu da bilinen bir gerçektir. Her bölgenin ve köyün zevkle dinlediği ve usta olarak kabul ettiği bir masalcısı vardır. Bu usta masal anlatıcıları, erkek olduğu gibi kadın da olabilmektedir. Bu masalcılara gereken ilgi gösterilmediği için, bu dünyadan göçerken, bildiklerini de, çok az bir iz bırakarak, beraberlerinde götürmüşlerdir. Pertev Naili Boratav, Az Gittik Uz Gittik, Adam Yayınları, İstanbul, 1997, 318 s. Folklor ve edebiyat (2 Cilt),
Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciği; Köroğlu Destanı; Zaman Zaman İçinde (Tekerlemeler, Masallar) adlı bulunan Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik adlı eseri ilk baskısını 1969’da yapmıştır. Bu baskıdan sonra eser tıpkı basım olarak iki baskı daha yapmıştır. 1997 tarihli olan bu son baskı ile ilgili kısa bilgi verecek olursak: Kitap, eserin içeriği hakkında kısa bilgiler veren ve Pertev Naili Boratav’ın 1968 tarihinde kaleme aldığı bir ön sözle başlamaktadır. Bundan sonra bir tekerleme yer almaktadır. Daha sonra 48 masal, altı alt bölümde verilmiştir. Yedinci bölümde ise, “Karatepeli Hikâyeleri” başlığı altında 19 hikâye yer almaktadır. Türk duygusunun, düşünüşünün kısaca Türk kültürünün bir aynası olan bu masallardan bazıları şöyledir:
1. Ayağına Diken Batan Karga 2. Dev-Baba 3. Dünya-Güzeli 4. Benli-Bahri 5. Kral-Padişahının Kızı 6. Kara-tavuk Umay Günay ,Elazığ Masalları’ nda derleyerek incelediği ürünleri 1973 yılında yayımlamıştır. Türk folklorcularından Hamit Zübeyr Koşay, 1929 yılında Dokuz Ötkünç adlı eserini neşretmiştir. Yusuf Ziya Demircioğlu, derlemiş olduğu masalları Yürükler ve Köylülerde Hikayeler-Masallar adlı eserinde 1934 yılında bir araya getirmiştir. Naki Tezel, 1936 yılında Keloğlan Masalları adlı eserini neşretmiştir. Ziya Gökalp, çıkarmakta olduğu Küçük Mecmua’da halk masalları yayımlamıştır. Bunlar dışında, Ahmet Caferoğlu, Ahmet Bican Ercilasun, Turgut Günay, Turgut Acar, derlemiş oldukları metinlerde masal ve fıkralara da yer vermişlerdir. 

TÜRK MASALLARIYLA İLGİLİ DÜNYADA YAPILAN ÇALIŞMALARDAN; Türk maslarını içine alan en eski derleme Fransa Kıralı 14.Lui’nin mütercim ve sekreteri olan M.Digeon’un eseridir. 1781 tarihini taşıyan bu eserde üç Türk masalı olmak üzere beş masal vardır. Macar Türkolog Ignas Kunoş, Yurdumuzun çeşitli bölgelerinden derlemeler yapan bir bilim adamıdır, masallarımızı ayrı ayrı ciltlerde toplamıştır. Masalları bölgeden derleyen, tercüme eden ve onları neşre hazırlayan Ignas Kunoş’un bizzat kendisidir. ***Binbir Gece Masalları, Orta Çağ’da kaleme alınmış Orta Doğu kökenli edebi eserdir. Şehrazat’ın hükümdar kocasına anlattığı hikâyelerden oluşur. Konusu; Hikâyeye göre Fars kralı Şehriyar “Hindistan ile Çin” arasındaki bir adada hüküm sürer (eserin daha sonraki biçimlerinde, Şehriyar’ın Hint ve Çin’de egemenlik sürdüğü yazar). Şehriyar, karısının kendisini aldattığını öğrenir ve öfkelenir, tüm kadınların sadakatsiz, nankör olduğuna inanmaya başlar. Önce karısını öldürtür, sonra da vezirine her gece kendisine yeni bir hanım bulmasını emreder. Her gece yeni bir gelin alan Şehriyar, geceyi geçirdikten sonra tan vakti kadınları idam ettirir. Bir süre bu böyle devam eder, daha sonra vezirin akıllı kızı Şehrazad bu kötü gidişata son vermek için bir plan kurar ve Şehriyar’ın bir sonraki eşi olmaya aday olur. Evlendikleri geceden başlayarak, kardeşi Dünyazad’ın da yardımıyla her gece Şehriyar’a çok güzel ve heyecanlı hikâyeler anlatır.
Tam şafak vakti geldiğinde, hikâyenin en heyecanlı yerinde anlatmayı keser. Hikâyenin sonunu merak eden Şehriyar, ertesi gece devam edebilmesi için, o gecelik Şehrazad’ın idamını erteler. Kitabın sonuna kadar, Şehrazad’ın Şehriyar’a anlattığı hikayeler yer alır. Sona gelindiğinde, Şehrazad üç erkek çocuk doğurmuştur ve evlenmelerinin üzerinden uzunca bir süre geçmiştir. Kralın kadınlara olan öfkesi ve kötü düşünceleri dinmiş, Şehrazad’ın sadakatine inanmıştır. Böylece önceki emrini de kaldırır.

| 0 yorum ]



Sanat eserlerinin ortaya çıkmasının birçok sebebi var- dır. Sanatçı kendini diğer insanlara anlatabilmek için çeşitli yollar denemiştir çağlar boyunca. Kendini anlat- ma çabası, sanatçının zihninde ortaya çıkmış, bu isteği giderebilmek için de çeşitli yollar denemiştir. İşte onun bu denediği yollar daha sonra sanatların ve sanat eserlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Edebiyatta bir gelenek vardır. Sanatçılar, yaşadıkları çağın duygu, düşünce vb. anlayışlarını içine doğdukları toplumda hazır bulduklarından, geleneksel olarak yüz- yıllarca işlenen bir edebiyat geleneğine de sahip ola- caklardır. Sanatçılar, yaşadıkları döneme göre değer- lendirilirler sözü de bu anlamda doğrudur. Sanatçı, yaşadığı dönemin değer yargıları, duygu ve düşünce- lerine göre değerlendirilirler.
Bir milletin ilerleyip yükselmesi için sanat ve bilim ala- nında yenilik düşüncesine açık olmaları gereklidir. Bir millet sanat ve bilim alanında ilerleyebiliyorsa, daima yükselebilir.
Sanat Metinleriyle Öğretici Metinler Arasındaki
Farklar
Öğretici Metinler:
    Okuyucuya vermek amacıyla yazılır.
    Kurgu değildir, gerçekler dile getirilir.
    Gerçeklik ön plandadır.
    Açıklayıcı anlatım türüyle kaleme alınır.
    Resmi, açık ve sade bir dille yazılır, üslup kaygısı yoktur.
    Sanat kaygısı taşımaz.
    Dil göndergesel işlevde kullanılır.
Sanatsal Metinler:
    Okuyucuya estetik zevk vermek amacıyla yazılır.
Güzellik esas alınarak yazılmıştır.
    Bilgilendirme amacı yoktur.
    Okuyucuda merak uyandırır.
    Dil sanatsaldır, üslup kaygısı vardır.
    Öyküleyici ve betimleyici  anlatım  türüyle kaleme alınır.
    Kişi, zaman, mekân, tarih değiştirilebilir.
    Olaylar gerçek ya da kurmacadır. Gerçekler kurgu- lanarak anlatılır.
    Hayallere ve mecaz anlatımlara yer verilir.
    Samimi, süslü ve mecazlı dil kullanılır.
    Dil şiirsel işlevde kullanılır.

| 0 yorum ]



Öyküleyici  anlatım  olay  kaynaklı  bir anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatımın olabilmesi için bir kişinin başından geçen bir ya da daha çok olayın olması gerekir. Bir kişinin başından geçenler, bir trafik kazası, bir futbol karşılaşması, geçmişte yaşadığı bir takım olaylar… öyküleyici anlatımın sınırlarına girmektedir.

“Karanlık bir kış gecesi saat üç sularıydı. Bilmem nereden    eve dönüyordum.  Herkes  derin  bir uykudaydı. O duruma gelmiştim ki kendisini dinleye dinleye  kapılan insanlar  gibi  ”Ah,   bir  polise rastlasam!” diyordum. Birden bire iki gölge gördüm. Biri hızlı hızlı sert adımlarla doğuya doğru giden ufak tefek bir adamdı. Diğeri sekiz on yaşlarında bir kız çocuğu.”

Öyküleyici anlatımda her şey hareket hâlindedir. Varlıklar hayatın akışı içinde devamlı bir hareketlilik ve değişme içinde ele alınır. Yukarıdaki parçada bu görülmektedir.

Özellikleri:
   Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir.
   Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.
(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
   Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
   Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
   Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera  sessizliğiyle  izlenip
anlatılır
   Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
   Öyküleyici   anlatım   hikâye,   roman,   anı, söyleşi,  görüşme(mülakat)  gibi metin türlerinde kullanılır.
   Öyküleyici  anlatımda  bir olayın  olması şarttır.
   Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
   3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
 Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
 Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
   Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır