-

| 0 yorum ]

Atasözü Nedir?
Atalarımızın uzun gözlem ve tecrübeler sonunda vardıkları hükümleri hikmetli düşünce, öğüt ve örneklemeler yoluyla kısa ve kesin olarak anlatan, birçoğu mecazî anlam taşıyan, eskiden beri söylenegelmiş özlü söz (darb-ı mesel, kelâm-ı kibar, hikmet, ulular sözü, ata-baba sözleri, deyişat).
Özellikleri
1. Çoğunlukla halkın ortak bilgeliğini dile getirirler. Bu bakımdan anonim bir nitelik taşırlar. Daha çok sözlü gelenek içinde nesilden nesile geçerek yaşarlar.
2. Atasözleri zaman içinde ve bir kural dahilinde kalıplaşmış sözlerdir. Ne biçimi bozulabilir, ne de kelimelerin yeri değiştirilebilir.
3. Atasözleri diğer anonim halk edebiyatı ürünleri gibi doğmuştur. Başlangıçta bir söyleyeni olmuş, sonra bu söyleyen unutulmuş, daha sonra ise halk ortaya çıkan bu sözü benimsemiş, ardından da kendi düşünce gücü ve zevkiyle yoğurup işlemiştir.
4. Atasözlerinin bir kısmı ölçülü ve kafiyelidir. Bir mısra biçiminde olmasalar da bazı nazım özellikleri taşırlar (iç kafiye, son kafiye, aliterasyon vb.):
Her zaman papaz pilâv yemez. (Aliterasyon)
Kuş iki kanat bir kuyruk, ona dahi yel buyruk. (Son kafiye)
5. Atasözlerinin kimi gerçek anlamda; kimisi de başta mecaz olmak üzere cinas, intak, kinaye, teşbih, tezat gibi söz sanatlarıyla süslenerek kullanılmıştır:
Dost ile ye iç, alış veriş etme. (Gerçek)
Bugünün işini yarına bırakma. (Gerçek)
Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana. (Gerçek)
Sana vereyim bir öğüt: Kendi ununu kendin öğüt. (Mecaz)
Damlaya damlaya göl olur. (Mecaz)
Acı patlıcanı kırağı çalmaz. (Mecaz)
Dilim seni dilim dilim dileyim… (Cinas)
Yerine düşmeyen gelin, yerine yerine eskir. (Cinas)
Güvenme varlığa düşersin darlığa. (Tezat)
İstediğini söyleyen, istemediğini işitir. (Tezat)
6. Kimi atasözleri çok kısaltılmış hikâye, fıkra, karşılıklı konuşma biçiminde oluşturulmuştur:
Deveye sormuşlar: “Boynun neden eğri?” “Nerem doğru ki…” demiş. (Konuşma)
İt ite buyurmuş, it de kuyruğuna. (Hikâye)
7. Ortak dilde, bütün yurtta geniş kullanım alanı bulunan atasözlerinin yanı sıra, bir bölgede ya da dar bir alanda kullanılan mahallî atasözleri de vardır.
8. Anlam yönünden birbiriyle çelişkili gibi görünen atasözleri de vardır. Bu durum atasözünün söylendiği dönem, söylenme amacı, psikolojik ortam, söyleyen kişi ve atasözünün söylendiği çevreyle yakından ilgilidir. “Düşüne düşüne görmeli işi, sonra pişman olmamalı kişi.” / “Sirkeyi, sarımsağı düşünen paça yiyemez.” atasözleri ile “İyilik eden iyilik bulur.” / “İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.” atasözlerinde olduğu gibi.
9. Atasözleri nesirlerde öz, biçim ve dil yönünden bozulmadan kullanılmış, ancak kimi manzum eserlerde ölçü ve kafiye zoruyla bozularak kullanılmıştır:
Aşk ağlatır dert söyletir insanı.
Öz ağlarsa göz de ağlar demişler. (Bozulmamış)
Hemişe arpasını deme heyhat
Bil, özü artırır yüğrük olan at. (Bozulmuş)
10. Birbirinden ayrı düşmüş Türk ağızlarındaki ortak atasözlerinin aynı kaynaktan geldiği son derece açıktır:
Zaz bar, kis bar, asık kanday ne is bar. (Karakalpak)
(Yaz var kış var, ivecek ne iş var.)
Kılıç yarası sayalar, dil yarası sayılmaz. (Azerbaycan)
(Bıçak yarası ovulmaz, dil yarası onulmaz.)
11. Türk ağızlarındaki atasözlerinin yalnız kelime hazinesi, kelime sırası, üslûp özellikleri yönünden değil, fikir ve konu yönünden de ortak oldukları görülür. Bu ortaklık, açlık, aile, bilgi, birlik, çalışma, doğruluk, dost-düşman, dünya, eğitim, gençlik-ihtiyarlık, gönül, görgü, güzel-güzellik, hastalık-sağlık, hayvan, iktisat, insan-insanlık, iş, iyi-iyilik, sabır, yiğit-yiğitlik, zenginlik- fakirlik…gibi alanlara kadar uzar.
Atasözleri ile deyimleri ayırabilmek
Atasözleri ile deyimler arasında kimi benzerlikler vardır kuşkusuz. Deyimler de atasözleri gibi kalıplaşmış sözlerdir, mecaz anlam taşırlar ve anonim bir nitelik gösterirler. Ancak ayrıldıkları noktalar da belirgindir. Deyimler anlatıma güzellik, canlılık ve çekicilik katmak için kullanılırlar. Bu bakımdan genel kural niteliği taşımazlar. Atasözleri ise genel kural niteliği taşırlar; yol göstermek, ders ve öğüt vermek amacı güderler. Sözgelimi “Al malın iyisini, çekme kaygısını.” atasözü, netleşmiş bir genel kuraldır. Denenmiş, uygulanmış, her zaman ve herkes için doğru olan bir genel kural niteliğinde biçimlenmiştir. Oysa “Göze batmak” sözünde genel bir kural yoktur. Çünkü her zaman, bakanları rahatsız edecek gibi uygunsuz ve aykırı görünmek mümkün değildir. Öte yandan, deyimler bir cümlede kullanılacak söz içinde yer alırlar; atasözleri ise, kendileri cümle yapısında olduğundan cümle içinde değil, cümle arasında kullanılır.
Atasözleri ile öz deyişleri (vecize) ayırabilmek
Atasözleri ile öz deyişler de gerek biçim, gerek konu bakımlarından birbirlerine benzerler. Ama onları birbirinden ayıran kesin bir ayırım da yok değildir. O da şudur: Öz deyişlerin söyleyenleri belli, atasözlerinin söyleyenleri belli değildir. Dolayısıyla öz deyişler kişinin, atasözleri ise halkın malıdır.
ATASÖZLERİNİ AÇIKLAMA
Edebî olarak açıklama, manası herkesçe anlaşılmayan kelimeler, deyimler, mazmunlar, telmihler, tarihî ve içtimaî hadiseler hakkında bilgi vermedir. Dolayısıyla kapalı, ne dediği herkesçe bilinmeyen, kavranması güç bir atasözünü anlaşılır hâle getirme işine de “Atasözünü açıklama” denir.
Karşımıza çıkan bir atasözünü açıklamaya geçmeden önce şu noktalar dikkatle ele alınmalıdır:
1. Unutulmamalıdır ki kimi atasözleri gerçek, kimi atasözleri de mecaz anlamda kullanılırlar. Öncelikle atasözünün gerçek anlamlı mı, mecaz anlamlı mı olup olmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Çünkü açıklamanın yerinde, yanlışa kapılmadan, sağlıklı açıklanabilmesinin ilk anahtarı bu belirlemedir.
2. Belli ki her atasözü, bir hükmü bildiren özlü sözdür. Ancak her atasözünün de dayandığı bir temel, bir ana madde, bir öz vardır. Bunun da ikinci aşamada bulunması şarttır. Çünkü atasözünün (yani konunun) asıl incelenecek, üzerinde durulacak, temel alınacak, açıklanacak yanı burasıdır. Atasözünün ana maddesinin tam olarak ortaya çıkarılmaması, açıklayıcıyı ters bir yola, yanlış bir izaha sürükler. Hemen belirtelim ki, bir atasözünün ana maddesi, yani özü birkaç kelimeden ibarettir. Sözgelimi:
“Umut fakirin ekmeğidir” atasözünün ana maddesi “umut”tur.
“İşten artmaz, dişten artar” atasözünün ana maddesi “tutumluluk”tur.
“Deve boynuz ararken kulaktan olmuş” atasözünün ana maddesi “tamah (açgözlülük)”tür.
“Ağaç yaprağıyla gürler” atasözünün ana maddesi “dayanışma ve yardımlaşma”dır.
3. Üçüncü aşamada atasözünü açıklamaya yarayacak bilgilerin (özdeyiş, yakın anlamlı atasözleri, şiirler, yaşanmış örnekler, kısa fıkra ve hikâyecikler, anılar, izlenimler, gözlemler vs.) toplanması sağlanmalıdır.
4. Toplanan tüm bilgiler bir plân dahilinde sıraya konulup kullanılacak hâle getirilmelidir.
5. Kimi açıklama türlerinden (tanımlama, örnekleme, karşılaştırma, tanık ve kanıt gösterme) yararlanacak uygun bir plân dahilinde açıklamaya geçilmelidir.
6. Şurası muhakkak ki açıklama yaparken “Ana maddeden ayrılmamak, ana madde çevresinde sıralanan yardımcı düşüncelerin ana madde ile uygunluğunu sağlamak, anlatımı ilgi çekici bir üslûpla ele almak” (yani birlik, denge, canlılık) da daima akılda tutulacaktır.

| 0 yorum ]


11.SINIF TÜRK EDEBİYATI CEVAPLARI
3.ÜNİTE
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI (1896-1901) VE FECR-İ ATİ EDEBİYATI
1.SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ OLUŞUMU

HAZIRLIK:
1.Bu sözle sanat eserinde sanatçının üslubunun önemi ifade edilmiştir.Üslup , ifade tarzıdır.Hangi sanat dalında konu ne olursa olsun sanatın estetik yönünün güçlü olması gerektiği vurgulanmıştır.
2.Cemil Meriç bu sözüyle dergilerin düşüncelerin özgürce ifade edildiği, sanat , edebiyat ve fikri konuların rahatça tartışılabildiği bunların yayımlandığı birer yer olduğunu anlatmaktadır.
SAYFA 83:
İNCELEME
1.GRUP: Servet-i Fünun “fenlerin serveti (bilimlerin hazinesi, zenginliği) anlamına gelmektedir.
2.GRUP: Servet-i Fünun dergisi 27 Mart 1891′de yayın hayatına başlamıştır.Aslında bu derginin çıkarılması Ahmet İhsan Tokgöz’ün D.Nikolaidi’in “Servet” adlı gazetesinde işe başlamasıyla gerçekleşmiştir.Servet-i Fünun Nikolaidis’in Servet adlı gazetesine ek olarak haftada bir çıkarılmasına – fen ve teknoloji konularını ele alması- koşuluyla izin verilen bir dergidir.Tevfik Fikret’in Recaizade Ekrem tarafından bu derginin yazı işleri müdürlüğüne getirilmesiyle yayın çizgisini değiştirmiş, edebiyat ve sanat dergisi olmuştur.Dönemin genç sanatçıları bu dergi etrafında toplanmıştır.
1.SERVET-İ FÜNUN DERGİSİNİ ÖNEMİ:
Derginin asıl önemi Tanzimat yazarlarından sonra ikinci bir yenilik hareketi olarak ortaya çıkmasıdır.Recaizade Mahmut Ekrem farklı dergilerde yazan ve dağınık halde bulunan yenilikçi gençleri bu dergi etrafında toplayarak yeni bir edebiyat hareketi başlatmıştır.
Türk edebiyatının bu dönemine “Servet-i Fünun Dönemi” denilmesi bu edebi hareketin Serveti-i Fünun dergisi etrafında oluşmasıyla ilgilidir.Bu da Tevfik Fikret’in yazı işlerini üstlenmesiyle başlamıştır. (7 Şubat 1896 SAYI :256)
Servet-i Fünun dergisi bu dergi etrafında toplanan gençlerin görüşlerini açıklamada savundukları görüşler doğrultusunda kaleme aldıkları eserlerini yayınlamada birer araçtır.
SAYFA 84:
2. Tanzimat dönemi edebiyatı Batı etkisinde yenilikler getirdiği için “Edebiyat-ı Cedide” olarak adlandırılmış , daha sonra Servet-i Fünuncular için önceleri bir alay olarak kullanılmış , daha sonra isim olarak yerleşmiştir.Yeniliğin üstüne yenili yapmaya çalıştıkları için Servet-i Fünunculara Edebiyat-ı Cedideciler de denmiştir.
3.Muallim Naci ılımlıların (orta yolu savunanların) başında yer alır.Muallim Naci Divan şiirine karşı ılımlı yaklaşmış Batı etkisinde gelişen yeni edebiyata geçişin yavaş ve doğal bir süreçte gerçekleşmesi gerektiğine inanmıştır.Ayrıca Muallim Naci eski edebiyatın tamamen atılmasına karşı çıkarak iyi yönlerinin korunması gerektiğini ileri sürmüş ve yeni edebiyatla bir sentez oluşturma yolu aramıştır.
4.SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNDE YENİYİ SAVUNAN SANATÇILARIN GENEL ÖZELLİKLERİ
Yeniyi savunanlar ; yani Servet-i Fünun sanatçıları Recâizade Ekrem’in yönlendirmesiyle “Servet-i Fünun” dergisi etrafında toplanmışlardır.
Yaşları ortalama 25 olan bu genç sanatçılar başta Fransızca olmak üzere çocuk yaşlarda Batı dillerini öğrenmiş ve Batılı eserlerini orijinallerinden okumuşlardır.
Hemen hepsi Tanzimat döneminde açılan yabancı okullarda öğrenim görmüş, Batı kültürüyle yetişmişlerdir.
II.Abdulhamit‘in baskıcı yönetimi bu sanatçıların içlerine kapanmalarına ve sadece kendi ıstıraplarını karamsar bunalımlı bir şekilde dile getirmelerine neden olmuştur.
Bu koşullardan dolayı sanatta estetik ve zevki ön planda tutmuş, toplumsal sorunlardan uzak durmuşlardır.
Servet-i Fünun sanatçıları 2.Abdulhamit’in uyguladığı baskıcı yönetiminden çok etkilenerek 2.Abdulhamit’ten nefret ederler.
Bu bunalımlardan kurtulmak gerçeklerden kaçıp kendi hayal dünyalarına sığınmak istemişlerdir.
Tanzimat sanatçıları sosyal konumları bakımından yüksek tabakadan çıkmış ve yüksek memur kesimiyle yakından ilişkili içinde bulunmuşlardır.Servet-i Fünun nesli ise orta tabakadan oluşmuş ve Tanzimat sanatçılarının yaşadıkları çevreye yabancı kalmışlardır.
5.a Tanzimat Dönemi metinlerinde “hürriyet, adelet, eşitlik, görücü usulünün yanlışlığı, gazetenin gerekliliği” gibi toplumsal konular işlenmişken, “Servet-i Fünun” ve “Kırk Yıl” adlı metinlerde bireysellik ön plandadır.
b. Servet-i Fünun döneminde “Sanat, sanat içindir.” ilkesi benimsenmiş, toplumsal konulardan ve sorunlardan uzak durulmuştur.
ANLAMA-YORUMLAMA
1.Tanzimat Dönemi Edebiyatını hazırlayan sebepler ile Servet-i Fünun Edebiyatını hazırlayan sebepler arasındaki en önemli farklılık, Servet-i Fünuncuların aradan geçen zaman içinde bazı yeniliklerin oturmasından, fikri ve edebi alan ile toplum tarafından benimsenmiş olmasından sonra ortaya çıkmış olmalarıdır.
DAHA AYRINTILI BİLGİ TABLO HALİNDE…
TANZİMAT VE SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATLARINI HAZIRLAYAN SEBEPLER
TANZİMAT EDEBİYATI
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI
 17.yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti askeri, siyasi, ekonomik , eğitim vb. Batı karşısında zayıf düşmüştür.Özellikle askeri alandaki başarısızlıklar Osmanlı Devletini ekonomik olarak da çok güç durumda bırakmıştır.Bu koşullar, Osmanlının Batı dünyasına uyum sağlayabilmesi için her alanda yenileşme hamlesi başlatılmasını zorunlu kılmıştır.Askeri alanda başlayan yenileşme hareketleri zamanla farklı alanlarda da kendini göstermeye başlamıştır.
 Tanzimat edebiyatını hazırlayan sebeplerin başında Osmanlı Devletinin modern dünyaya uymak adına yaptığı ıslahatlar gelmektedir.Fransa’ya eğitim için öğrenci göndermeye başlamıştır.Batı kültürünü öğrenen bu aydınların önderliğinde önce Tanzimat Fermanı ilan edilmiş ve ardından Batıya giden bu ilk öğrencilerden biri olan Şinasi tarafından Tanzimat edebiyatı başlatılmıştır.
 Servet-i Fünun edebiyatını hazırlayan nedenlerin başında Tanzimat edebiyatıyla başlayan “eski-yeni” tartışmalarında R.Mahmut Ekrem’in yeniyi savunanları bir araya getirme düşüncesi yatmaktadır.Batılı kültür ve yaşayışı benimseyen sanatçılar Recaizadenin bu yönlendirmesine bağlı olarak Servet-i Fünun dergisi etrafında bir araya gelmişlerdir.
 Tanzimat dönemi sanatçılarının edebi bir grup oluşturmaları ve bu şekilde adlandırılmaları kendilerine değil, edebiyat tarihçilerine aittir.Servet-i Fünun sanatçıları ise bilinçli olarak bir araya gelmiş ve edebi bir topluluk oluşturmuşlardır.
 Tanzimat döneminde yenileşme süreci devlet eliyle başlamış ve bu dönem sanatçıları Tanzimatın son dönemi hariç genelde büyük bir baskı görmemişlerdir.Servet-i Fünun edebiyatının doğmasında ise sanatçıların yaşama bakış ve sanat anlayışlarının oluşmasında etkisi olmuştur.
2. Servet-i Fünun ile Kırk Yıl adlı metinler tema bakımından toplumdan uzak, bireysel bir konuyu işlemişlerdir. Buradaki bireysellik, şahsi değil, topluluk adına bir bireyselliktir. Her iki metin de anı türünün yapı özelliklerini yansıtmaktadır. Anlatımda ise çeşitli betimlerne ve benzetmeler yapılmış, Tanzimat Dönemine göre daha edebi ve süslü bir dil kullanılmıştır.
3. Bir edebiyat dergisi editörü olarak, derginin sanat anlayışını açıklayan bir yazı yazınız.
Ölçme ve Değerlendirme
1 (D) (D) (Y)
2 …. Servet-i Fünun dergisin … … Edebiyat-ı Cedide …
3. Doğru cevap D seçeneğidir. Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikleriyle eserlerini yazmışlardır.
4.Servet-i Fünun Dergisi Servet-i Fünuncuların edebi görüş ve çalışmalarını sürdürdüğü bir merkez olmuştur.Dergini asıl önemi , Tanzimat yazarlarından sonra ikinci bir yenilik hareketi olarak ortaya çıkmasıdır.Recaizade farklı dergilerde yazan ve dağınık halde bulunan yenilikçi gençleri bu dergi etrafında toplayarak yeni bir edebiyat hamlesini başlatmıştır.
SAYFA 85
2.ÖĞRETİCİ METİNLER:
HAZIRLIK:
1.Öğretici metinlerde dilin, sanatsal bir biçimde kullanılması, anlatılmak istenenin karmaşık bir hal alıp anlaşılmamasına sebep olabilir. Belirli bir düzeyde sanatlı anlatım ise öğretici metinleri, anlatım bakımından daha estetik kılabilir.
2.a. Günlük yaşantınızda eleştiri yapıp yapmadığınızı ve neyi, niçin eleştirdiğinizi belirtiniz.
b. Eleştirinin amacı, olumlu ve olumsuz yönlerin ortaya konarak, daha “iyi”nin ortaya çıkmasını sağlamaktır.
3. Hatıra ve gezi yazıları, kendilerinden sonraki dönemler için birer tarihi belge niteliği taşırlar.
4. Servet-i Fünun Döneminde, II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi altında bulunan aydınların birçoğu Avrupa’ya özellikle de Paris’e kaçmışlardır. Ülkedeki bu baskıcı yönetim zamanında herhangi bir savaş olmamasına rağmen Batı karşısındaki gerileme devam etmiştir. Sosyal yaşamda, özellikle Tanzimat’ın ilanından sonra meydana gelen değişiklikler yavaş yavaş toplum tarafından kabullenilmiş ve devletle birlikte halk da yüzünü Batı’ya dönmeye başlamıştır.
SAYFA 87
1.ETKİNLİK
1.Grup: “Biraz Daha Hakikat” adlı metnin yazIlış amacı, bilgi vermektir.
2.Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metin iletisi, Servet-i Fünun ve yeniliktir.
3.Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metindeki kelime grupları, cümleler, paragraflar metinde anlam birliğine sahip kümelerdir. Metindeki bu anlam birliğine sahip kümeler, metin iletisini ifade etmek, onu açıklamak, hakkında bilgi vermek amacıyla bir araya getirilmişlerdir.
1.“Biraz Daha Hakikat” adlı metnin ana fikri, “Servet-i Fünun ve yenilik”tir. Bu ana fikir, metnin ait olduğu sosyal ve siyasi şartlarla, Servet-i Fünun’u oluşturan şartlar dolayısıyla ilişkilidir.
2.Metin eleştiri (tenkit) düşüncesiyle kaleme alınmıştır.
3.Metindeki ifadeler, bilgi vermek, açıklama yapmak amaçlandığı için açıktır. Metindeki “gazete, makale, Dekadan, edebiyat okulu, edebi hareket, sanat, sanatkar, taklit, estetik, roman, ilerleme” gibi terim ve kavramlar kullanılmıştır. Metinde günlük hayatla ilgili olarak, her alandaki işbirliğinin bugün için zorunluluğundan bahsedilmiştir.
4. Metinde anlam tutarsızlığı veya birbiriyle çelişen düşünceler mevcut değildir.
5. Metinde somut ifadeler daha çok kullanılmıştır.
b. Bu durum öğretici metinlerin, bilgi vermek, açıklama yapmak, yönlendirmek, haberdar etmek gibi amaçlarının olmasından kaynaklanmaktadır.
6. Metin, öğretici metin geleneği içerisinde edebi tenkit alanında yazılmıştır.
7.“Biraz Daha Hakikat” adlı metni internet sitelerinde, günlük gazetelerde ve dergilerde yayınlayabiliriz.
8.Hüseyin Cahit Yalçın
* Hüseyin Cahit’in gazetecilik, roman, hikâye, eleştiri, anı, çeviri türlerinde çalışmala­rı olmuştur.
* Tanin gazetesini çıkarmıştır. Malta’ya sürgüne gönderilen yazar orada İngilizce ve İtalyancadan bilimsel eserler çevirmiştir.
* Hüseyin Cahit, realizm akımının etkisinde kalmıştır. Romancılığa başladığında Ah­met Mithat’ın etkisindedir.
* İlk romanı olan Nadide teknik, anlatım ve üslup açısından tümüyle Ahmet Mithat’ın etkisini yansıtır. İkinci romanı olan “Hayal İçinde”de realiz­min etkisi vardır. Romanlarındaki dil yalın, üslubu açık ve anlaşılırdır.
* Dil ve üslup yönünden Servetifünûnculardan ayrılır.
* Romanları: Nadide, Hayal içinde
* Öyküleri: Hayat-ı Muhayyel ve Hayat-ı Hakikiye Sahneleri, Niçin Aldatırlarmış
* “Kavgalarım” adlı eserde eleştirilerini ve sanatçılarla atışmalarını, “Edebi Hatı­ralar”da da anılarını toplamıştır.
* Servetifunûn dergisinin 1901′de kapatılmasına neden olan “Edebiyat ve Hukuk” adlı çevirinin (Fransızcadan) yazarı Hüseyin Cahit Yalçın’dır.
Biraz Daha Hakikat adlı metin yazarın sert kişiliğini, eleştirici yönünü ortaya koyması bakımından, kitabın adının “Kavgalarım” olduğu da düşünülürse ilişkilidir.

SAYFA 91
GEZİ YAZISI:
1.On Birinci Mektup adlı metnin yazılış amacı, gezilen yerler hakkında bilgi vermektir. Metnin ana fikri, Mısır ve piramitlerdir. Türü ise, gezi yazısıdır.
2. Metindeki “iki şerit gibi ekilmiş araziler”, “deve kervanı “, “bedeviler”, “merkepçiler, deveciler, fotoğrafçılar”, “müzik ve dilenci grubu” ifadeleri döne*minin sosyal gerçekliğini yansıtan ifadelerdir.
2.ETKINLIK
1.Grup: Biraz Daha Hakikat ve On Birinci Mektup adlı metinler, okuyucuya bilgi vermek amacıyla yazılmışlardır.
Bu durum öğretici metinlerin yazılış amacıyla parelellik gösterir.
2. Grup: Biraz Daha Hakikat adlı metinde “Servet-i Fünun ve yenilik”, On Birinci Mektup adlı metinde ise “Mısır ve piramitler” teması işlenmiştir. Temaların birbirinden farklı olması hem metinlerin türü hem de anlatılanların birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
3. On Birinci Mektup adlı metindeki ifadeler, bilgi vermek amaçlandığı için açık ve kesindir.
3.ETKiNLiK
ı. Grup: Bkz. 2. soru
2. Grup: Metindeki “delta, üçgen, piramit, mumya, ebu’l-hevl” ifadeleri terim ve kavramlardır.
Bu bakımdan On Birinci Mektup adlı metin, öğretici metin olması dolayısıyla yoğundur.
4. Metinde somut ifadeler daha baskındır. Fakat yazarın edebi üslubundan kaynaklanan birtakım benzetmeler ve sanatlı söyleyişlerde soyut ifadelere de yer verilmiştir.
5. On Birinci Mektup aldı metin “gezi yazısı”dır.
EK BİLGİ :
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATINDA GEZİ YAZISI:
Türk edebiyatında gezi yazısının ilk önemli örneği Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı eseridir.Evliya Çelebi’den sonra da edebiyat tarihimizin çeşitli dönemlerinde gezi yazısı örnekleri verilmiştir.
Tanzimat döneminden Cenap Şehabettin’in gezi yazılarına kadar verilen gezi yazısı örneklerinin pek edebi değer taşıdığı söylenemez.
Cenap Şehabettin’in bu türde verdiği eserler Batılı anlamda gezi yazısının ilk güzel örnekleridir.
2.Abdülhamit’in uyguladığı baskıcı siyaset ve sansür nedeniyle Servet-i Fünun döneminde bir yerden bir yere gitmek belli izinlere bağlı olarak gerçekleşmiş ve seyahat özgürlüğü kısıtlanmıştır.Bu nedenle gezi yazısı diğer türlere göre ikinci planda kalmıştır.
Bu dönemdeki gezi yazılarında sanatlı bir dil ve şiirsel bir anlatım vardır.
Mekanlar genelde Doğu ve Batı ülkeleridir.Batı’yı tanımak Servet-i Fünuncuların en büyük isteğidir.
Servet-i Fünun döneminde gezi yazısı türünde eser veren sanatçılar ve eserleri şunlardır:
Cenap Şehabettin : Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Afak-ı Irak, Suriye Mektupları
Ahmet İhsan Tokgöz : “Avrupa’da Ne Gördüm?”
6. CENAP ŞEHABETTİN
1870′te Manastır’da doğdu. 12 Şubat 1934’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Babasının Plevne’de şehit düşmesinden sonra ailesiyle İstanbul’a geldi. İlköğrenimini Tophane’deki Fevziye Mektebi’nde yaptı. Gülhane Askeri Rüşdiyesi’ni bitirdi. Tıbbiye İdadisi’nden sonra Askeri Tıbbiye’den mezun oldu. Hekim yüzbaşı oldu. Paris’te 4 yıl cilt hastalıkları ihtisası yaptı. Yurda döndükten sonra Mersin, Rodos, Cidde’de karantina hekimliği, sıhhiye müfettişliği yaptı. 1914’te emekliye ayrıldı. Darülfünûn’da Türk Edebiyatı Tarihi dersleri okuttu. Kurtuluş Savaşı sırasında Kuva-yı Milliye’ye karşı olumsuz tutumu nedeniyle öğrencileri tarafından istifaya zorlandı. Daha sonra cumhuriyeti destekledi ama yalnızlıktan kurtulamadı. İlk şiiri 1885’te daha öğrencilik yıllarında Saadet gazetesinde yayımlandı. Önceleri Muallim Naci’nin etkisiyle divan türü şiirle uğraştı. Daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan’dan etkilenerek Batı tarzı şiire yöneldi. Servet-i Fünun dergisinde şiirleri yayımlandı. Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil’le birlikte Servet-i Fünun edebiyatının 3 önemli isminden biri oldu. Gelenekçi şairlerin en çok saldırdığı yenilikçi şairdi. Diğer Servet-i Fünun’cuların tersine bireysel şiiri tercih etti. Edebiyat-ı Cedide’nin en aşırı örneklerini verdi. Şiire “nesir-musikisi” dedi. Şiirlerinde kullandığı “Sâât-i semenfâm”, “çeng-i müzehhep”, “nay-i zümürrüt” gibi deyimler, imgeler döneminin sanat dünyasında önemli tartışmalar yarattı. Heceleri müzik düzeyinde uyumlu kullanmayı savundu. Bu tarzda yazdığı en iyi iki örnek “Yakazat-ı Leyliye” ve “Elhan-ı Şita” şiirleridir.
ESERLERİ
ŞİİR: 
Tâmât (1887)
Seçme Şiirleri (1934, ölümünden sonra)
Bütün Şiirleri (1984, ölümünden sonra)
TİYATRO:
Körebe (1917)
DÜZYAZI:
Hac Yolunda (1909)
Evrak-ı Eyyam (1915)
Afak-ı Irak (1917)
Avrupa Mektupları (1919)
Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözleri (1918)
Vilyam Şekispiyer(1932)
On Birinci Mektup adlı metindeki birtakım sanatlı söyleyişler ile anlatılanların kurgulandığı üslup Cenap Şehabettin’in edebi kişiliğiyle örtüşmektedir.
SAYFA 93:
4. ETKİNLİK
1. Grup: “Ahmet Hikmet’i Nasıl Tanıdım?” adlı metin bilgilendirmek, haber vermek amacıyla yazılmıştır.
2.Grup: Metnin ana fikri “Ahmet Hikmet”tir.
3.Grup: Metin hatıra (anı) düşüncesiyle yazılmıştır.
1. Verilen metinlerde dikkati çeken yön daha önce de belirtildiği üzere toplumdan, sosyal sorunlardan uzak ve bireyseldir. Bu durum, Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinlerinin bireysellik etrafında şekillendiğini göstermektedir.
2. Metinde döneminin siyasi gerçekliğini yansıtan ifadeler “Türkçülük” fİkridir. Sosyal gerçeklik olarak ise, sanatçıların ev toplantıları gösterilebilir.
3. Anlatım bozukluğu olan cümleler şunlardır:
Bu sebeple o zamana kadar tanımadığımız, görmediğimiz birçok adamlara rastgeliyor ve birçok kişilerle temas ediyorduk. “(çoğul eklerinİn yanlış kullanımı)
“Uzanan ellerimiz birbiriyle kucaklaştı. (Kelimenin yanlış anlamda kullanılması.)
“Başka herhangi yazarlar arasında ihtimal kırgınlığa varabilecek … ” (Gereksiz sözcük kullanılması)
“Fransızcada birçok Latin( ce) kelimeleri var, İngilizcede de birçok Fransız(ca) kelimeleri olduğu gibi … ” (Ek eksikliği ve çoğul ekinin yanlış kullanımı)
4.Metin günümüz için Servet-i Fünun Dönemine ışık tutan bir öneme ve değere sahiptir.
5. Verilen cümlelere göre dergiler, döneminin, sanat ve edebiyat hayatına yön veren, sanatın fikri ve edebi yönünün yer aldığı birer merkez konumundadır.
DAHA AYRINTILI EK BİLGİ:
SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNDEKİ DERGİLERİN ÖĞRETİCİ METİNLERDEKİ ROLÜ

Tanzimat dönemi sanatçıları düşüncelerini halka aktarmak için özellikle gazeteyi bir araç olarak kullanmışlardır.Servet-i Fünun döneminde ise gazetenin yerini dergiler almıştır.
Bu dönemde yayımlanan başlıca dergiler şunlardır:”Servet-i Fünun Dergisi, Mektep, Maarif, Mirsat, Malumat vb.Bunlar içinde en önemlisi Servet-i Fünun dergisidir.
Bu dergilerde (özellikle Servet-i Fünun dergisinde)Fransız edebiyatından tercümler yapılmış edebi tartışmalar yeni tarzda şiirler hikaye roman ve sohbetler yayımlanmıştır.
Dergi sayfalarında yer alan sanat tartışmaları ve eleştiri yazıları öğretici metinlerden farklı olan edebi tenkidin bir türk olarak edebiyatımıza girmesini sağlamıştır.
6. Mehmet Raufun Edebi Kişiliği ve Hayatı, Eserleri
1875-1931)Servet-i Fünun romancıları arasında önemli bir yere sahip olan Mehmet Rauf, Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi ve Bahriye Mektebi’ni bitirdikten sonra deniz subayı olarak Girit ve Almanya’ya gönderildi. Yurda dönüşünde elçilik gemilerinin irtibat subayı olarak görev aldı. Ancak askeri yaşamı fazla sürmedi ve 1908′de subaylıktan ayrılarak yaşamını yazarlık ve yayıncılıkla kazanmaya başladı.
Mehmet Rauf’un henüz 16 yaşındayken ilk hikayesi ‘Düşkün’ü İzmir’e, Halit Ziya’ya gönderdi. Halit Ziya da bu hikayeyi Hizmet adlı gazetede yayınladı. Böylece yazarlık hayatı başlamış oldu. Mektep ve Servet-i Fünun dergilerine yazılar gönderen Mehmet Rauf, edebiyatta batılı anlayışı benimseyen ‘Edebiyat-ı Cedide’ akımının içinde yer aldı.
Hikayelerinde toplumsal sorunlardan çok bireysel sorunlara yönelen, bu nedenle de psikolojik çözümlemeler yapan yazar, asıl ününü Türk edebiyatında ilk psikolojik roman olarak adlandırılan ‘Eylül’le kazandı. Söz konusu romanda soylu bir ailenin genç bireylerini ele alarak evliliğin kurumsal ve ahlaki değerlerine ciddi eleştirilerde bulunan Mehmet Rauf, bir aşk üçgeni ekseninde bireylerin ruhsal durumlarını, romantik bir yaklaşımla ve son derece ayrıntılı olarak değerlendirir.
Romantizm akımından ve Halit Ziya Uşaklıgil ile Paul Bourget’ten etkilenen Mehmet Rauf, eserlerinin çoğunda aşk ve kadın konusunu ele almış, dilde son derece yalın ve anlaşılır olmaya dikkat etmiştir. Birçok roman yazmasına rağmen hiçbirinde Eylül’de olduğu kadar başarılı olamamıştır. Hikaye ve romanlarının yanı sıraz evlilikiçi ve evlilikdışı kadın-erkek ilişkilerini anlatan oyunları da bulunan yazar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadın dergileri de çıkarmıştır. Son yılları yoksulluk içinde geçiren Mehmet Rauf 23 Aralık 1931 yılında, İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.
Eserleri:Roman: Eylül (1901), Ferda-yı Garam (1913-Aşkın Yarını), Karanfil ve Yasemin (1924), Genç Kız Kalbi (1925), Böğürtlen (1926), Define (1927), Son Yıldız (1927), Ceriha (Yara-1927), Kan Damlası (1928), Halas (1929) Hikaye Kitapları: İntizar (Cançekişme – 1909), Aşıkane (1909), Son Emel (1913), Hanımlar Arasında (1914), Aşk Kadını (1923), Eski Aşk Geceleri (1924)
Şiir Kitapları: Siyah İnciler
Oyunları: Ferdi ve Şürekası (Halit Ziya’nın romanından aktarma – 1909), Pençe (1909), Cidal (Kavga – 1911), Sansar (1920)
SAYFA 94:
Anlama ve Yorumlama
1. Servet-i Fünun Döneminde edebiyat ve sanat tartışmalan “sanatın sanat için mi, toplum için mi?” yapıldığı eksenindedir.
2. Tanzimat Döneminde Batı’dan gelen fikirlerin ve edebi unsurların yayın kaynağı, halkı bilgilendirip eğitmeyi amaçlayan aydınlar için herkese hitap eden gazetedir. Servet-i Fünun Döneminde ise, herkese değil de sadece belirli aydın zümreye hitap eden dergi, gazetenin yerini almıştır. Bunun temelinde ise “estetik kaygı” vardır.
5.ETKİNLİK
1. GRUP: Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinleri eleştiri, gezi yazısı ve hatıra olarak kaleme alınmış ve bireysel temalar işlenmiştir.Tanzimat Döneminde ise, makale ve fıkra gibi türler yapıyı belirlemiş ve top*lumsal sorunlar ele alınmıştır.
2. Grup: Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinlerinde edebi bakımdan daha oturmuş bir dil ve üslup kullanılmış, dil ağırlaşmıştır.
Tanzimat Döneminde ise eskiye oranla daha sade bir dil kullanılmış ve edebi süs ve sanatlardan kaçınılmıştır.
6.etkinlik
Edebi tenkid, gezi yazısı ve hatıra türlerinden biriyle bir yazı kaleme alınız.
Ölçme ve Değerlendirme
ı. (D), (D), (Y)
2. tenkit, gezi yazısı ve hatıra …
3. Halit Ziya—–Saray ve Ötesi
Cenap Şehabettin—Avrupa Mektupları
Hüseyin Cahit Yalçın—Siyasi Anılar
4. Doğru cevap A seçeneğidir. Tevfik Fikret’in Rübab-ı Şikeste adlı eseri şiir kitabıdır.
5. Servet-i Fünun Döneminde bireysel konulann işlenmiş olması, sanatta “estetik kaygı” ve “zevk” anlayışının benimsenmesi dolayısıyladır.

| 0 yorum ]



Bir bütün idim ben Leyla ile. Sense Leyla' ım diyorsun. Sen Leyla isen eğer; beni yakmaya hayalin yeter, takatim yok sana kavuşmaya. Varlığı olmayan bir zerreye aynadan ne fayda? Canım gideli hayli zamadır, cismindeki bir başka candır; bir özge candır. Sensin beni benden ayıran, uzaklaştıran. Ben yokum, senin tecellin var. Vuslatının ağır yükünü kaldıramam ki....

| 0 yorum ]


http://i36.tinypic.com/2w6cwig.jpg%5B/IMG%5Dhttp://i37.tinypic.com/2qa7nur.jpg%5B/IMG%5D
Küçük Kara Balık - Sincap Kardeş
Grim Kardeşler - Müşfik Kenter Full Album
Müşfik Kenter-Ezop Masalları--------Müşfik Kenter-Andersen Masalları!
Çocuklar bu masallara bayılacak! ilgililer mutlaka bakmalı!!..

http://i35.tinypic.com/1zz5niu.jpg%5B/IMG%5D
Küçük Kara Balık - Sincap Kardeş
Küçük Kara Balık - 1. Bölüm - Derya Baykal
Küçük Kara Balık - 2. Bölüm - Derya Baykal
Buradan indiriniz-Download link 23675 KB
Grim Kardeşler - Müşfik Kenter Full Album 
Çocuklar bu masallara bayılacak.Birde müşfik kenterin sesi harika anlatım
Grimm Kardeşler - Müşfik Kenter
Parmak Çocuk - Müşfik Kenter
Pamuk Prenses Ve Yedi Cüceler - Müşfik Kenter
Obur Kız - Müşfik Kenter
Kırmızı Başlıklı Kız - Müşfik Kenter
Yoksul Kunduracı - Müşfik Kenter
Bayan Tavuk - Müşfik Kenter
At İle Tilki - Müşfik Kenter
Kurt İle Yedi Keçi Yavrusu - Müşfik Kenter
Baklanın Masalı - Müşfik Kenter
Bremen Mızıkacıları - Müşfik Kenter
Buradan indiriniz-Download link 19026 KB
Müşfik Kenter-Ezop Masalları
Ezop - Müşfik Kenter
Beyinsiz Geyik - Müşfik Kenter
Kurt Masalı - Müşfik Kenter
Karga Karga Gak Dedi - Müşfik Kenter
Güzellik Yarışması - Müşfik Kenter
Hop Hop Tavşan - Müşfik Kenter
Aslan Payı - Müşfik Kenter
Tembel Eşek - Müşfik Kenter
Eşeğin Eşekliği - Müşfik Kenter
İnsan İle Aslan - Müşfik Kenter
Avcı İle Aslan - Müşfik Kenter
Yılan İle Eğe - Müşfik Kenter
Kurt İle Aslan - Müşfik Kenter
Kuyruksuz Tilki - Müşfik Kenter
Çiftçi İle Oğulları - Müşfik Kenter
Buradan indiriniz-Download link 
Müşfik Kenter-Andersen Masalları (1999)
Hans Christian Andersen - Müşfik Kenter
Çirkin Ördek Yavrusu - Müşfik Kenter
Kibritçi Kız - Müşfik Kenter
Gerçek Prenses - Müşfik Kenter
Top İle Topaç - Müşfik Kenter
Leylek Leylek Havada - Müşfik Kenter
Yiğit Kurşun Asker - Müşfik Kenter
Büyük Yarışma - Müşfik Kenter
Hakanın Yeni Giysisi - Müşfik Kenter
Bülbül - Müşfik Kenter
Kara Buğday - Müşfik Kenter
Buradan indiriniz-Download link

| 0 yorum ]

7. Hafta NOKTALAMA İŞARETLERI VE UYGULAMASI*
* -Nokta, Virgül, Noktalı Virgül, İki Nokta-Üç Nokta
* -Soru İş.,Ünlem İş.,Kısa ve Uzun Çizgi, Eğik Çizgi*
* -Tırnak İş.,Denden İş.,Yay ve Köşeli Ayraç,Kesme İş.
* -Kısaltmalar
Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZCAN



*****
NOKTALAMA İŞARETLERİNİN ORTAYA ÇIKMASI

Noktalama işaretlerinin tarihi, dil bilgini Aristophanes ile başlar. Bununla birlikte düzenli olarak kullanımı, XVI. yüzyılda matbaanın bulunuşu ile gerçekleşmiştir. XIX. yüzyılda ise, genelleşerek kesin kurallara bağlanmıştır.

Bizim edebiyatımızda, noktalama işaretleri, ancak Avrupa'yı tanıdıktan sonra, XIX. yüzyıldan itibaren görülmeye başlamıştır. İlk olarak Şinasi, Şair Evlenmesi (1859) adlı tiyatro oyununun başında iki işaretten söz etmektedir: "Mu'tarıza ( ) içinde bulunan kelâm hâli târif içindir. Şöyle bir hatt-ı ufkî - söz başına delâlet eder. Nokta, sözün nihayetine alâmet olur". Şemsettin Sami de, Kamus-ı Türkî adlı sözlüğünde iki noktaya (noktateyn; virgüle (,), fasıla demektedir.

Önceleri düzyazı metinlerinde kullanılan noktalama işaretlerinin, şiirde kullanılmadığını görüyoruz. Başlangıçta, hem şiir hem düzyazı yazan edebiyatçılarımız, noktalama işaretlerini, düzyazı metinlerinde kullanmışlar, bununla beraber şiir halinde yazdıkları metinlerde noktalama işaretlerini kullanmamışlardır. Sonraları şiirlerde de başarı ile noktalama işaretlerinin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin Recaizâde Mahmut Ekrem, hem Araba Sevdası adlı romanında, hem de Zemzeme, Pejmürde gibi şiir kitaplarında bu işaretlere özen göstermiş ve yerli yerinde kullanmıştır. Servet-i Fünûn döneminde, Tevfik Fikret'in şiirlerinde, noktalama işaretlerinin özenle kullanıldığını görmekteyiz.

Cumhuriyet döneminde, noktalama işaretleri daha çok önemsenmiş sayıları ve türleri arttırılmıştır.

Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere kullanılan özel işaretlere noktalama işaretleri denir. Noktalama işaretleri, anlamı aydınlatır, yanlış anlaşılmaların önüne geçer, okumayı kolaylaştırır.

NOKTA (.)

Cümlenin sonuna konur :
Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurulmuştur.
Türk’üm.*

Kısaltmaların sonuna konur:
Prof., Cad., T.(Türkçe), Ar. (Arapça).*

Ancak, büyük harflerin kullanılmasıyla yapılan kısaltmalardan sonra nokta kullanılmaz:
TDK (Türk Dil Kurumu), TBMM, cm (santimetre), g (gram), l (litre).

Sayılardan sonra sıra bildirmek için kullanılır:
3.(üçüncü), II. Mehmet, 2. Cadde, 20. Sokak, XV. yüzyıl.*
Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra kullanılır:
I.**1.**A.**a. II.**2.*B.**b.

Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur:
29.5.1453, 29.X.1923.

Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adlarından önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453.

Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur:
Tren 09.15’te kalktı.
Saat ve dakika sayılarını ayırmak için kesinlikle iki nokta işareti kullanılmaz.

Bibliyografik künyelerin sonuna konur:
Agâh Sırrı Levend, Türk*Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara, 1960.

Üçlü gruplara ayrılarak yazılan büyük sayılarda gruplar arasına konur:
16.551.000, 22.465.660

Matematikte çarpı işareti yerine kullanılır: 4.5=20. *


VİRGÜL ( , )

Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime grupları arasına konur:
Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sıcak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (H. Edip, Kalp Ağrısı)

Sessiz dereler, solgun*ağaçlar, sarı güller*
Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller. (F. Nafiz)

Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için kullanılır:
Umduk, bekledik, düşündük. Geldim, gördüm, yendim.
Fakat yol otomobillere yasak olduğundan o da herkes gibi tramvaya biner, kimse kendisine dikkat etmez. (F. Rıfkı Atay, Denizaşırı)

Cümlede özel olarak vurgulanması gereken ögelerden sonra konur:
Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. ( Atatürk)

Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan ögeleri belirtmek için konur:
Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi, koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti.
(Y. Kadri, Panoroma)

Cümle içinde ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için konur:
Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım.* (Atatürk)

Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur:
Akşam, yine akşam, yine akşam,*
Göllerde bu dem bir kamış olsam!**(Ahmet Haşim)

İkilemelerde kelimeler arasına herhangi bir işaret konmaz.

Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerden sonra konur: Datça’ya yarın gideceğim, dedi.

Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bildiren hayır, yok, yoo, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, baş üstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur:
Peki, gideriz. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.
Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor.
Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek için kullanılır:
Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)
Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)


Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:*
Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)*
Sayın Başkan,*Sevgili kardeşim,

Yazışmalarda, başvurulan makamın adından sonra konur:
Fatih Üniversitesi Rektörlüğüne,

Yazışmalarda, yer adlarını tarihlerden ayırmak için konur:
Konya, 25 Eylül 2000

Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için konur: 38,6 (otuz sekiz tam onda altı).
Sayıların kesirli kısımları ayırmak için araya nokta işareti konmaz. Bu şekildeki sayılar usulüne göre okunmalıdır: 6,7 (altı onda yedi).

Bibliyografik künyelerde yazar, eser, basım evi vb. maddelerden sonra konur:
Atay, Falih Rıfkı, Tuna Kıyıları, Remzi Kitap Evi, İstanbul 1938.
Metin içinde ve, veya, yahut bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz.

UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:
Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik'e bol teşek*kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı.****************************************** ************* (Peyami Safa)
************************************************** *******************
UYARI: Metin içinde tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:
Hem gider hem ağlar.
Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)
Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.
Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.
Ne kız verir ne dünürü küstürür.

UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan* da / de bağlacından sonra virgül konmaz:
İmlamız, lisanımız düzelince lisanımız da kafamız düzelince düzele*cek, çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil!***********(Yahya Kemal Beyatlı)

UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamında zarf-fiil görevinde kulla*nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:
Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal )
Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

UYARI:* Şart ekinden sonra virgül konmaz:
Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. **************************************** (Reşat Nuri Güntekin)
Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)

UYARI: Metin içinde zarf-fiil ekleriyle oluşturulmuş kelimelerden sonra virgül konmaz:
*
Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi.* (Yaşar Kemal)

Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı.*(Necati Cumalı)
Ancak yemekte bir karara varıp arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.*(Samim Kocagöz)

NOKTALI VİRGÜL ( ; )

Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur:
Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:
Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum. Sabahtan beri bekliyorum; ne gelen var, ne giden. İş işten geçti; artık gelse de olur, gelmese de.

Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur:
Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; İstanbul, Londra, Bakû.*

Kendilerinden evvelki cümleyle ilgi kuran ancak, yalnız, fakat, lâkin, çünkü, yoksa, bundan dolayı, binaenaleyh, sonuç olarak, bununla birlikte, öyleyse vb. cümle başı bağlaçlarından önce konur:
Halis bir şiir fena okunabilir; lâkin sahte bir şiir iyi okunamaz.*(Yahya Kemal Beyatlı)

Bir millet ordusunu kaybedebilir, bağımsızlığını da kaybedebilir; fakat dilini sakladıkça, o millet yaşıyor demektir.* (N. Atsız)

Sıralı cümleler arasında ancak, fakat, çünkü vb. cümle başı bağlayıcılarından önce yazar, araya nokta, virgül, noktalı virgül koymakta serbesttir. Bu husus, yazarın üslûptaki tercihiyle ilgilidir. *


İKİ NOKTA ( : )* - ÜÇ NOKTA ( ... )

Kendisinden sonra örnek verilecek cümlenin sonuna konur: Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

Yeni harfler alındıktan sonra eski yazı ile bir tek kelime bile yazmayan iki kişi görmüşümdür: Atatürk ve İnönü! (Falih Rıfkı Atay, Çankaya)

Kendisinden sonra açıklama yapılacak cümlenin sonuna konur:
Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)
Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;
Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük (Yahya Kemal)

Kütüphanecilik alanında yazar adı ile eser başlığı arasına konur: Yahya Kemal Beyatlı: Kendi Gök Kubbemiz.

Ses biliminde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, i:cat.

Edebî eserlerdeki karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişinin adından sonra konur:
Bilge Kağan: Türklerim, işitin!**
Üstten gök çökmedikçe*
Alttan yer delinmedikçe**
Ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?*

Koro :** Göğe erer başımız*
Başınla senin!*

Bilge Kağan:* Ulusum birleşip yücelsin diye*
Gece uyumadım, gündüz oturmadım. (A. Turan Oflazoğlu)

Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7.


ÜÇ NOKTA ( ... )

Tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:
Ne çare ki, çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveriyordu da, bu yanı...*
(Tarık Buğra, Dönemeçte)

Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten ötürü açıklanmak istenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur:
Kılavuzu karga olanın burnu b...tan çıkmaz.

Alıntılarda; başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konur:
Mümtaz, bu dükkâna bakarken hiç farkında olmadan Mallarmé’nin mısraını hatırladı: “Meçhul bir felâketten buraya düşmüş...”* (A. Hamdi Tanpınar, Huzur)

Alınmayan kelime ve bölümlerin yerine parantez içinde üç nokta konması da mümkündür.

Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun muhayyilesine bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:
Karşı sahilde mor, fark olunmaz sisler altındaki dağlar, korular, beyaz yalılar... Ve bütün bunların üzerinde bir esatir rüyasının havaî hakikati gibi uçan martı sürüleri... (Ömer Seyfettin, Bahar ve Kelebekler)
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...* (Faruk Nafiz Çamlıbel, Sanat)

Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:
Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:*
-Koca Ali... Koca Ali, be!..*(Ömer Seyfettin, Diyet)

Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevaplarda kullanılır:
? Yabancı yok!*
? Kimsin?*
? Ali...*
? Hangi Ali?*
? ...*
? Sen misin, Ali usta?*
? Benim!...* (Ömer Seyfettin, Diyet)

Türk imlâsında iki nokta yan yana kullanılmaz.*

Uyarı: İki nokta üst üste şeklinde bir adlandırma yanlıştır.

SORU İŞARETI (?)

Soru bildiren cümle veya sözlerin sonuna konur:
Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer? (Ahmet Haşim)

Bilinmeyen yer, tarih vb. durumlar için kullanılır:
Yunus Emre (1240?-1320), (Doğum yeri:?).

Bir bilginin şüpheyle karşılandığı veya kesin olmadığı durumlarda yay ayraç*(parantez) içinde soru işareti kullanılır:
Ankara’dan Konya’ya 1,5 (?) saatte gitmiş.
1496 (?) yılında doğan Fuzulî ...
Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı, Hisar'dan mı, Kavaklar'dan mı?*(Yahya Kemal)
Ruhunu karatan neydi, yağmur mu yağıyordu; yoksa şimşekler mi çakıyordu?

Uyarı: mı / mi eki -ınca / -ince anlamında zarf-fiil işleviyle kullanıldığı zaman soru işareti kullanılmaz:
Akşam oldu mu sürüler döner.
*
UYARI : Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı, Hisar'dan mı, Kavaklar'dan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

ÜNLEM İŞARETI (!)

Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerin sonuna konur:
Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde! **(Kemalettin Kamu) *

Hava ne kadar da sıcak!
Aşk olsun!
Ne kadar akıllı adamlar var!

Seslenme,hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!* ****(Yahya Kemal)*
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir. ********(Necmettin Halil Onan)

UYARI: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabi*leceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:
İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş(!)
Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.


KISA ÇİZGİ (- )

Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:
Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-
mem. (Sait Faik)

Ara sözleri ve ara cümleleri ayırmak için kullanılır:
Örnek olsun diye -örnek istemez ya- söylüyorum.

Dil bilgisinde kökleri ve ekleri ayırmak için konur:
al-ış, dur-ak.

Dil bilgisinde fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır:
al-, oku-, yazdır-, okut-, bil-, sevdir-, anla-...

Dil bilgisinde eklerin başına konur:
-den, -lık, -ış, -t, -m, -sı, -ak...

Dil bilgisinde heceleri göstermek için kullanılır:
a-raş-tır-ma.
Kelimeler arasında “-den... –a, ve, ile, ilâ, arasında” anlamlarını vermek üzere kullanılır:
Türkçe-Fransızca Sözlük, Aydın-İzmir yolu, Ankara-İstanbul uçak seferleri, Türk-Alman ilişkileri, 10.30-11.30, 2000-2001 öğretim yılı.

Bazı terim ve kuruluş adlarında kelimeler arasına konur:
sıfat-fiil, zarf-fiil, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi.

Adres yazarken semt ile şehir arasına konur:
Kurtuluş-ANKARA

Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır:
50-30=20


UZUN ÇİZGİ ( - )
Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.
-Yoo, güvercinlerime dokunmayınız, dedi. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Uyarı: Konuşmalar tırnak içinde verildiği zaman uzun çizgi kullanılmaz.
*

EĞIK ÇİZGİ ( / )

Şiirlerden yapılan alıntılarda, mısraların yan yana yazılması gereken durumlarda mısraları belirlemek için kullanılır:Ne sen ,ne ben / Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ / Ne de âlâm-ı fikre bir mersâ / Olan bu mâî deniz. (Ahmet Haşim)

Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına konur: Altay Sokağı, Nu:21/6

Adres yazarken semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı, Nu:21/6 Kurtuluş/ANKARA

Dil bilgisinde eklerin farklı şekillerini göstermek için kullanılır:-a /-e, -an*/-en, -madan / -meden.

Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 70 / 2=35


TIRNAK İŞARETİ (" ")

Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tırnak içine alınır:
Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”
Aynen alınmayan söz ve yazılar tırnak içine alınmaz.

Özel olarak belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınır:
Bugünlerde “iyi bir iş” arıyordu.
Özel olarak belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınmadan koyu yazılarak veya altı çizilerek de gösterilebilir:
Höyük sözü Anadolu'da tepe olarak geçer.

Kitapların ve yazıların adları ve başlıkları tırnak içine alınır: Yahya Kemal’in bazı şiirleri “Kendi Gök Kubbemiz” adı altında çıktı. (A.H. Tanpınar)
“İmlâ Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.

Uyarı:Tırnak içine alınan sözlerden sonra kesme işareti kullanılmaz.




TEK TIRNAK IŞARETI*( ‘*’ )

Tırnak içinde verilen ve yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü belirtmek için kullanılır: Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.

UYARI : Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır:
“Akıl yaşta değil baş*tadır.” atasözü yüzyılların tecrübesinden süzülüp gelen bir gerçeği ifade etmiyor mu?
“İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya Kemal Beyatlı)

UYARI : Uzun alıntılarda her paragraf ayrı ayrı tırnak içine alınır.

Dil yazılarında verilen örneğin anlamını göstermek için kullanılır:
Göktürk Anıtları’nda geçen, fakat günümüze ulaşmayan bazı örnekler:* bodun ‘millet, kavim’, sab ‘söz’, eçü apa ‘ecdat, atalar’, tüketi*‘tamamen, bütünüyle’

UYARI : Tırnak içine alınan sözlerden sonra kesme işareti kulla*nılmaz:
Yahya Kemal’in “Aziz İstanbul”unu okudunuz mu?

DENDEN İŞARETI ( " )

Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta yazılması gelen aynı sözlerin veya söz gruplarının tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:
a. Etken*fiil
b. Edilgen*¨
c. Dönüşlü*¨
d. İşteş*¨

YAY VE KÖŞELI AYRAÇ ( [ ] )YAY AYRAÇ (())

Cümlenin yapısıyla doğrudan doğruya ilgili olmayan*açıklamalar için kullanılır:
Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (N. Ataç)

Uyarı: Hakkında açıklama yapılan söze ait ek, ayraç kapandıktan sonra yazılır:
Yunus Emre (1240-1320)’nin...

Tiyatro eserlerinde konuşanın hareketlerini, durumunu açıklamak ve göstermek için kullanılır:
İhtiyar ¦*(Yavaş yavaş Kaymakama yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın...
Kaymakam ¦ (hiddetle) Ne olacak baba... (Reşat Nuri Güntekin, İstiklâl)

Alıntıların aktarıldığı eseri veya yazarı göstermek için kullanılır:
Eşin var, âşiyânın var, baharın var ki beklerdin
Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Safahat)

Alıntılarda, başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir.

Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır.

Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını göstermek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır.

Bir yazının maddelerini gösteren rakam ve harflerden sonra*kapama ayracı konur:
I)*1)*A)*a) II)*2)*B)*b) *
KÖŞELI AYRAÇ*( [ ] )

Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır.

Bibliyografik künyelere ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [ Güntekin],*Çalıkuşu, Dersaadet 1922.

Bilimsel çalışmalarda, metinde bulunmayan veya silinmiş olan,fakat araştırmacı tarafından tamamlanan bölümler köşeli ayraç içine alınır:
Babam kağan öldüğünde küçük kardeşim Kül-tegin ye[di yaşında kaldı...]


KESME İŞARETI** ( ' )

Özel adlara getirilen iyelik ve hâl eklerini ayırmak için konur:
Fatih Sultan Mehmet’e, Atatürk’üm, Yunus Emre’yi, Türk’e, Türkiye’m, Kâzım Karabekir’i, Türkiye’de, Anadolu’dan, Ziya Gökalp Bulvarı’nda, Çankaya Köşkü’ne, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Van Gölü’ne, Ağrı Dağı’nın ;Kiralık Konak’ta, Sinekli Bakkal’ı...

Ancak aşağıda belirtilen özel adlardan sonra kesme işareti kullanılmaz:
a) Kurum ve kuruluş adları: Türk Dil Kurumundan, Selçuk Üniversitesi Rektörlüğüne.
b) Akım, çağ ve dönem adları: Eski Çağın, Millî Edebiyat Akımının.
c) Kişi adlarından sonra kullanılan unvanlar: Mustafa Kemal Paşaya, Zeynep Hanıma, Ayhan Beyden, Ahmet Mithat Efendinin.
ç) Ay ve gün adları: 29 Ekime..., 30 Ağustos Çarşambadan sonra.
d) Deyimlerde geçen özel adlar: Allaha emanet, Alinin külâhını Veliye, Velinin külâhını Aliye.

Uyarı: Özel adlar yerine kullanılan "o" zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrılmaz.

Uyarı: Yabancı özel adlar dışındaki özel adlara getirilen yapım ekleri*ve çokluk eki kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Ahmetler, Avrupalı, Konyalı, Kayserili.

Bu eklerden sonra da kesme işareti kullanılmaz:
Türkleşmekte, Türklüğün, Türkçenin, Türkçeye, Müslümanlıkta, Hrıstiyanlıktan.

Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için:
TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, TV’ye.

Uyarı: Küçük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen eklerde kelimenin okunuşu; büyük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen eklerde kısaltmanın son harfinin okunuşu esas alınır:
kg’dan, cm’yi, mm’den ; BDT’ye, THY’de, TRT’den.

Ancak kısaltması büyük harflerle yapıldığı hâlde bir kelime gibi okunan kısaltmalara getirilen eklerde bu okunuş esas alınır:
ASELSAN’da, BOTAŞ’ın, NATO’dan, UNESCO’ya.

Sonunda nokta bulunan kısaltmalar kesmeyle ayrılmaz. Bu tür kısaltmalarda ek noktadan sonra ve kelimenin okunuşuna uygun olarak yazılır: vb.leri, mad.si, Alm.dan.

Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur:
1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat, 7,65’lik.

Seslerin vezin dolayısıyla şiirde veya konuşma sırasında düştüğünü göstermek için konur:
N’oldu, n’apalım, n’eylesin.

Bir ek veya harften sonra gelen ekleri göstermek için konur:
A’dan Z’ye kadar, b’nin m’ye dönüşmesi; -sız, -siz’le yapılan yeni isimler.

Özel isimlerden sonra yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığı taktirde kesme işareti yay ayraçtan sonra konur:
Yunus Emre (1240-1320)’nin, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)’nin.

Bazı alıntı kelimelerde Türkçeye aykırı ses ve hece yapısını göstermek için kesme işareti konur: an’ane, sun’i, kur’a, cür’et, kat’iyet, mel’un, meş’ale, mes’ul, cem’i, nev’i.

Uyarı: “&” işareti İngilizceye özgüdür. Türkçede "ve" için böyle bir işaret kullanılamaz.*

Aşağıda sıralanan özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır:

Kişi adları, soyadları ve takma adlar:
Atatürk’üm, Fatih Sultan Mehmet’e, Muhibbi’nin, Gül Baba’ya, Sultan Ana’nın, Yurdakul’dan, Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se.

UYARI : Sonunda p, ç, t, k ünsüzlerinden biri bulunan Ahmet, Çelik, Çiçek, Halit, Mehmet, Mesut, Murat, Özbek, Recep, Yiğit, Bosna-Hersek, Gaziantep, Kerkük, Sinop, Tokat, Zonguldak gibi özel adlara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde kesme işaretine rağmen Ahmedi, Çeliği, Çiçeği, Halidi, Mehmedi, Mesudu, Muradı, Özbeği, Recebi, Yiğidi, Bosna-Herseği, Gaziantebi, Kerküğü, Sinobu, Tokadı, Zonguldağı biçiminde son ses yumuşatılarak söylenir.

UYARI: Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan sonra konur: Yunus Emre (1240?-1320)'nin, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)'nin.

Ancak cins isimler için yapılan açıklamalarda yay ayraçtan sonra doğal olarak kesme işaretine gerek yoktur:
İmek fiili (ek fiil)nin geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.

UYARI : Özel adlar yerine kullanılan "o" zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl*maz.

Millet, boy, oymak adları:
Türk’üm, Alman’sınız, İngiliz’den, Rus’muş, Oğuz’un, Kazak’a, Kırgız’ım, Özbek’e, Karakeçili’nin, Hacımusalı’ya.

Devlet adları:
Türkiye Cumhuriyeti’ni, Osmanlı Devleti’ndeki, Amerika Birleşik Devletleri’ne, Azerbaycan Cumhuriyeti’nden.

Din ve mitoloji ile ilgili özel adlar:
Allah’ın, Tanrı’ya, Cebrail’den, Zeus’u.

Kıta, deniz, nehir, göl, dağ, boğaz, geçit, yayla; ülke, bölge, il, ilçe, köy, semt, bulvar, cadde, sokak vb. coğrafyayla ilgili yer adları:
Asya’nın, Marmara Denizi’nden, Akdeniz’i, Meriç Nehri’ne, Van Gölü’ne, Ağrı Dağı’nın, Çanakkale Boğazı’nın, Zigana Geçidi’nden, Uzunyayla’ya, Türkiye’dir, İç Anadolu’da, Doğu Anadolu’ya, Ankara’ymış, Sungurlu’ya, Ziya Gökalp Bulvarı’ndan, Yıldız Mahallesi’ne, Taksim Meydanı’ndan, Reşat Nuri Sokağı’na.

UYARI: Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğu zaman ekten önce kesme işareti kullanılır: Hisar’dan, Boğaz’dan.

Gök bilimiyle ilgili adlar:
Jüpiter’den, Venüs’ü, Halley’in, Merih’e, Büyükayı’da, Yedikardeş’ten, Samanyolu’nda.

Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb. adları:
Dolmabahçe Sarayı’nın, Çankaya Köşkü’ne, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Ankara Kalesi’nden, Horozlu Han’ın, Galata Köprüsü’nün, Bilge Kağan Abidesi’nde, Çanakkale Şehitleri Anıtı’na.

Kitap, dergi, gazete ve sanat eseri (tablo, heykel, müzik vb.) adları:
Nutuk’ta, Safahat’tan, Kiralık Konak’ta, Sinekli Bakkal’ı, Hürriyet’te, Resmî Gazete’de, Onuncu Yıl Marşı’nı, Yunus Emre Oratoryosu’nu, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü.

Kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge ve genelge adları:
Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Medeni Kanun’un, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü Tüzüğü’nde, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’nin.

UYARI: Belli bir kanun, tüzük, yönetmelik kastedildiğinde büyük harfle yazılan kanun, tüzük, yönetmelik sözlerinin ek alması durumunda kesme işareti kullanılır: Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi... Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre... vb.

Hayvanlara verilen özel adlar:
Sarıkız’ın, Karabaş’a, Pamuk’u, Minnoş’tan.

UYARI: Kurum, kuruluş, kurul ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanlığına, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının; Bakanlar Kurulunun, Danışma Kurulundan, Yürütme Kuruluna; Mavi Köşe Bakkaliyesinden, Gimanın.

UYARI : Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Türklerin, Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan, Atatürkçülüğün.

Kişi adlarından sonra gelen saygı sözlerine getirilen ekleri ayırmak için konur:
Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya vb.

UYARI: Unvanlardan sonra gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Cumhurbaşkanınca, Başbakanca, Türk Dil Kurumu Başkanına göre vb.

Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur:
TBMM'nin, TDK'nin, BM'de, ABD'de, TV'ye.

UYARI : Sonunda nokta bulunan kısaltmalarla üs işaretli kısaltmalar kesmeyle ayrılmaz. Bu tür kısaltmalarda ek noktadan ve üs işaretinden sonra,* kelimenin ve üs işaretinin okunuşuna uygun olarak yazılır: vb.leri, Alm.dan, İng.yi; cm³e (santimetre küpe), m²ye (metre kareye), 64ten (altı üssü dörtten).

Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur:
1985'te, 8'inci madde, 2'nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik.
1919 senesi Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım.*(Mustafa Kemal Atatürk)

Şiirde seslerin ölçü dolayısıyla düştüğünü göstermek için kesme işareti kullanılır:
Bir ok attım karlı dağın ardına
Düştü n'ola sevdiğimin yurduna
İl yanmazken ben yanarım derdine
Engel aramızı açtı n'eyleyim* *************** (Karacaoğlan)

Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: a'dan z'ye kadar, b'nin m'ye dönüşmesi, Türkçede -lık'la yapılmış sözler.

UYARI: Akım, çağ ve dönem adlarından sonra gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Eski Çağın, Yükselme Döneminin, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatına
KISALTMALAR

Kısaltmalarda herkesçe uyulan, genel bir sistem bulunmamakla birlikte dilimizde bazı esasların yerleştiği de görülmektedir. Kısaltmalarla ilgili bu esasları şöyle gösterebiliriz:

Kuruluş, kitap, dergi ve yön adlarının kısaltmaları genellikle her kelimenin ilk harfinin büyük olarak yazılmasıyla yapılır:
TBMM, TDK (Türk Dil Kurumu), TK (Türk Kültürü), GD (güneydoğu).

Ancak bazı kısaltmalarda, kısaltmanın akılda kalabilmesi için yeni bir kelime türetme amacıyla bazen özellikle son kelimenin birkaç harfinin kısaltmaya alındığı görülür:
İLESAM (İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği), SEKA (Selüloz ve Kâğıt Sanayii Kurumu), TÖMER (Türkçe Öğretim Merkezi.

Büyük harflerle yapılan kısaltmalarda genellikle nokta kullanılmaz. Ancak bazı örneklerde nokta konulması gelenekleşmiştir:
M.Ö., P.K.(Posta Kutusu), T.C.(Türkiye Cumhuriyeti)

Kuruluş, kitap, dergi ve yön adlarıyla element ve ölçülerin dışında kalan kelime veya kelime gruplarının kısaltılmasında, ilk harfle birlikte kelimeyi oluşturan temel harfler (genellikle ünsüzler) dikkate alınır. Kısaltılan kelime veya kelime grubu, özel ad, unvan veya rütbe ise ilk harf büyük; cins ismi ise ilk harf küçük olur:
İng.(İngilizce), Alb. (Albay), Kocatepe Mah.,kim. (kimya), sf. (sıfat), çev. (çeviren).

Küçük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen eklerde kelimenin okunuşu; büyük harflerle yapılan kısaltmalara getirilen eklerde kısaltmanın son harfinin okunuşu esas alınır:
kg'dan, cm'yi, THY'de, TV'den.

Ancak kısaltması büyük harfle yapıldığı hâlde bir kelime gibi okunan kısaltmalara getirilen eklerde bu okunuş esas alınır:
ASELSAN'da, BOTAŞ'ın, NATO'dan, UNESCO'ya.







************************************************** *************
YANLIŞ CÜMLELER :
Çok güzel dediğim kız döndü,bana baktı. (yanlış)
Çok güzel dediğim kız döndü , bana baktı. (yanlış)
Arkadaşlarımla buluşmak için moda'da yürüyordum ki, çok güzel 1 kız gördüm (yanlış)
Çok güzel bir kızdı, benim girlfriendim olmasını isterdim. (yanlış)
Arkadaşlarımla buluşmak yerine o kızla oturmayı ve sevgi ile bana bakmasını isterdim. (yanlış)

O kızda aynı şeyleri ister miydi acaba? (yanlış)
Sanırım kapı da duran kırmızı araba onun du. (yanlış)

Birden gördümki araba aslında erkek arkadaşınındı. (yanlış)



"şey" daima ayrı yazılır.
bir şey, her şey

bir diğer önemli kelime "her"
herhangi ve herhalde hariç diğerleri ayrı yazılır. her zaman, her gün, her biri, her dem, her halükarda.

"şu"
şuara bitişik diğerleri ayrı.

"bir" daima ayrı yazılır. yalnız birçok bitişik yazılır.
bir anda, bir ara, bir an, bir elden, herhangi bir.

pek çok, pek çoğu diye yazılır.

bir diğer önemli nokta: herkes

haletiruhiye, tebdilimekan bitişik yazılır.

ayrıca birleşik fiillerde eğer ses değişmesi(ses düşmesi, ses türemesi) olursa bitişik diğer hallerde ayrı yazılır.
fark etmek, affetmek(ses türemesi) gibi.

bir diğer karıştırılan kelimeler yanlış ve yalnız. bunu ezberleyemiyorum karıştırıyorum diyorsanız:
yanlış, yanılmaktan geliyor. yalnız, yalından.

şu halde kimse bizden türkçe öğretmeni olmamızı beklemiyor ama bunca yaşa gelip de bazı şeyleri bilmemek gerçekten ayıp. ben de bilmiyorum, bazen karıştırıyorum; ama gidip de herkez yazmıyorum, gidiyomusun da yazmıyorum. bu kadar basit şeylerde hata yapan top olsun!








Aşağıdaki cümlelerden hangisinin sonundaki
noktalama işareti yanlış kullanılmıştır?

A) Gece, ayı hilal şeklinde gördüm.
B) Bu iş iki ayda zor biter.
C) Ay, ne sevimli bir çocuksun.
D) Yüzü ay gibi parlıyordu.


Yanlış: "Tatile çıkmadan önce otel de yerimizi ayırttık."

Yanlış: "Bunun doğru olmadığını sende biliyorsun."

Yanlış: "Geç olsunda, güç olmasın."

Yanlış: "Maçı izledimi ki, yorum yapıyor?"

Yanlış: "Urfa'da Oxford vardıda bizmi gitmedik?"


Yanlış: "Tabii ki de"
"Tabii ki" (burada "de" tümüyle gereksiz ve yanlış)

Yanlış: "Ama ben okula gittim ki!"
Doğru: "Ama ben okula gittim!" (Türkçe'de "ki", anlamı vurgulamak için ancak olumsuz ifadelerde kullanılır, olumlularda değil. "Ama ben okula gitmedim ki!")


Yanlış: "Ne bugün ne de başka bir zaman, böyle bir şey söylemedim."
Doğru: "Ne bugün ne de başka bir zaman, böyle bir şey söyledim." (Bu kalıpta, olumsuzluk vurgusunu zaten "ne .... ne de ...." şablonu verir. Yüklemin olumsuz kullanılmasıysa yanlıştır ve anlamı bütünüyle tersine çevirir.)


Bir örnek daha: "Babam ne liseye ne üniversiteye gitmedi."
Doğrusu, "Babam ne liseye ne de üniversiteye gitti" olacak.




Yanlış: "Akdeniz'in doyumsuz güzellikteki sahilleri"
Doğru: "Akdeniz'in tadına doyum olmaz güzellikteki sahilleri" ya da "Akdeniz'in, güzelliğine doyum olmayan sahilleri" benzeri bir ifade kullanılmalıydı. "Doyumsuz" ile "doyum olmayan" bütünüyle farklı anlamlara sahiptir ve "doyumsuz", "tatminsiz" demektir.

Yanlış: "Dünya 1968'li yıllarda büyük çalkantılar yaşadı."
Doğru: "Dünya 1960'lı yıllarda büyük çalkantılar yaşadı", "Dünya altmışlarda büyük çalkantılar yaşadı" ya da "Dünya 1968'de büyük çalkantılar yaşadı" biçiminde ifade edilmeli. "1968'li yıllar", "1987'li yıllar" diye bir şey yoktur. "Altmışlı yıllar" ya da "1960'lı yıllar" ifadeleri, 1960'dan 1969'a dek uzanan on yıllık dönemi (İngilizce'de "decade") anlatmak için kullanılır. 1968 ya da 1987, 2003 vb ise belli bir yıldır ve bir tanedir; "1968'li yıllar" olmaz.



Internet marifetiyle yaygınlaştırdığı hatalar: "Aşağılamak" yerine "aşşaalamak"; "Hava bayağı sıcak" yerine "Hava bayaa sıcak" gibi.


· "Yahu" yerine "yaw", "yow", "yaa" gibi söyleniş biçiminden yola çıkarak biçimi bozulmuş sözcükler.

Küçük resimlere pek itibar etmemeli. Dilimize zarar veriyor. Afadedeki güzellikleri silip süpürüyor. Amerikan filmlerinde insanları şartlandırmak için kahkaha efektlerinin yer alması gibi bir şey.